Test Drive | Page 202

Masasından bir çift klasör aldım. “Sen de öyle.” “Evet, ama sen dün gece neredeyse cinayete kurban gidecektin.” “O bağımsız cümlede önemli olan kelime, ‘neredeyse.’ Biraz araştırma yapacağım, sonra muhtemelen Taos’a gidip Kyle Kirsch’ün annesi ve babasıyla konuşurum. Onları arayıp evde olduklarından emin olur musun?” “Tabii.” Gözlerini kaçırdı, birtakım kâğıtları karıştırmaya başladı. Ben ofisime gitmek üzere dönerken, “Ölmedi” dedi. “Sana saldıran adam. Üç litre kan kaybettikten sonra.” Birden durdum, yüzeye çıkmaya çalışan duygulara ket vurdum, sonra ofisime yürümeye devam ettim. “Ha, öyle mi? Taos’ta görüşürüz.” Onun da gelmek isteyeceğini tahmin etmiştim. Kapıyı kapatmadan hemen önce uzanıp, “Bana not bırakmadın, değil mi? Bay Kahve’nin üzerine?” diye sordum. Cookie kaşlarını çattı. “Hayır. Ne tür bir not?” “Ah, önemli bir şey değil.” Cookie’nin hayatımı tehdit ede ceğini sanmıyordum, ama onun karadul olup olmadığını henüz bilmiyordum. Ne de olsa bagajında bir ölü vardı ve insan bugünlerde hiçbir şeyden emin olamıyordu. Masama oturduğumda düşüncelerim yağmur beklentili, parçalı bulutluydu. Adam ölmemişti. Herhalde bu iyiyd i, ama o hep bir tehdit olacaktı. Neredeyse Reyes’ın o anda yanımda olmasını, adamı öldürmüş ya da en azından sakat bırakmış olmasını dileyecektim; o zaman bir daha kimseye zarar veremezdi. Aklımda son derece yararsız, ama çok eskiden beri sorulan bir soru belirdi. Her gün masum insanlar ölürken, öyle canavarlar neden hayatta kalıyordu? Kapıma hafifçe vurulup da Cookie başını ofise uzatınca düşüncelerimden sıyrıldım. Sinirli bir sesle, “Biri seni görme ye geldi” dedi. “Erkek mi, kadın mı?”