yes ölmemişti, değil mi? Ölmüş olamazdı.
Tuvalete yaptığım seyahati kaldığım yerden sürdürdüm ve o
eski özdeyişin haklı olduğunu fark ettim: inkâr, gerçek ten de
Mısır’daki bir nehirden ibaret değildi.*
Yarım saat sonra, kemiksiz bedenimi ofise sürükledim ve
olduğum yerde durup Cookie’nin kılığını inceledim. Kadının
üzerinde mor bir kazak, boynunda kırmızı bir fular vardı.
Endişelenmemeye çalıştım.
Bilgisayarından başını kaldırıp bana baktı. “Tamam, Janelle
York’un kardeşine ulaştım. Eve gidiyordu, ama sorularımdan
birkaçına cevap verme nezaketini gösterdi.”
Şahane. Kendime kahve doldururken, “Ee?” diye sordum.
Bazen üç fincan kahve insana yetmiyordu.
“Janelle’in, Mimi Albuquerque’ye taşındıktan sonra uyuş turucuya başladığını söyledi. Annesiyle babası bunun se bebinin
aralarının bozulması olduğunu sanmış, ama Hana Insinga’yı
sorduğumda,
kardeşi
Hana
kaybolduğunda
Janelle’le
olay
hakkında konuşmaya çalıştığını söyledi. Janelle, Mimi ve Hana
aynı
sınıftalarmış.
Ama
kardeşi
bunu
sorduğunda
Janelle
öfkelenmiş ve ona bir daha Hana’nm adını ağzına almamasını
söylemiş.”
“Vay be, bu kadar masum bir soruya bayağı büyük bir tepki
vermiş.”
“Ben de öyle düşündüm. Bir de, Warren’m ondan para isteyen
kuzeni Harry var ya?”
“Evet.”
“Çıkmaz sokak. Adam bir aydır Vegas’taymış, kumar oynanan
bir kumarhanede çalışıyormuş.”
"Kumar oynanmayan bir kumarhanede değil, yani?” Cookie
beni duymazlıktan gelerek, “Öldürülen araba satıcısının karısıyla
da konuştum” dedi.
* İngilizceden/o/ (inkâr) ile The Nile (Nil Nehri) kelimeleri arasında ses oyunu yapılıyor, (ç.n.)