Test Drive | Page 200

yes ölmemişti, değil mi? Ölmüş olamazdı. Tuvalete yaptığım seyahati kaldığım yerden sürdürdüm ve o eski özdeyişin haklı olduğunu fark ettim: inkâr, gerçek ten de Mısır’daki bir nehirden ibaret değildi.* Yarım saat sonra, kemiksiz bedenimi ofise sürükledim ve olduğum yerde durup Cookie’nin kılığını inceledim. Kadının üzerinde mor bir kazak, boynunda kırmızı bir fular vardı. Endişelenmemeye çalıştım. Bilgisayarından başını kaldırıp bana baktı. “Tamam, Janelle York’un kardeşine ulaştım. Eve gidiyordu, ama sorularımdan birkaçına cevap verme nezaketini gösterdi.” Şahane. Kendime kahve doldururken, “Ee?” diye sordum. Bazen üç fincan kahve insana yetmiyordu. “Janelle’in, Mimi Albuquerque’ye taşındıktan sonra uyuş turucuya başladığını söyledi. Annesiyle babası bunun se bebinin aralarının bozulması olduğunu sanmış, ama Hana Insinga’yı sorduğumda, kardeşi Hana kaybolduğunda Janelle’le olay hakkında konuşmaya çalıştığını söyledi. Janelle, Mimi ve Hana aynı sınıftalarmış. Ama kardeşi bunu sorduğunda Janelle öfkelenmiş ve ona bir daha Hana’nm adını ağzına almamasını söylemiş.” “Vay be, bu kadar masum bir soruya bayağı büyük bir tepki vermiş.” “Ben de öyle düşündüm. Bir de, Warren’m ondan para isteyen kuzeni Harry var ya?” “Evet.” “Çıkmaz sokak. Adam bir aydır Vegas’taymış, kumar oynanan bir kumarhanede çalışıyormuş.” "Kumar oynanmayan bir kumarhanede değil, yani?” Cookie beni duymazlıktan gelerek, “Öldürülen araba satıcısının karısıyla da konuştum” dedi. * İngilizceden/o/ (inkâr) ile The Nile (Nil Nehri) kelimeleri arasında ses oyunu yapılıyor, (ç.n.)