Bu iyi bir şey olabilirdi. Benim bilmediğim bir şey b i l i yor
olabilirlerdi. “Şahane. Size bir şey soracağım.” Daha genç olan
kadının
kıyafetlerimi
süzdüğünü
fark
ettim.
Kıyafetlerim
insanlara ölüm meleğinden korkmamalarını salık veren bir Mavi
istiridye Tarikat tişörtünden ve ekoseli bir boxer ’dan oluşuyordu.
“Yehova Şahitleri olarak, tam olarak neye şahit oldunuz?”
“Şey, bir bakarsanız...” Yaşlı olan yine Incil’i karıştırıyor du.
“Şahitler olarak görevimiz kendimizi günahkârlardan ayırmak,
aramızdaki kötüleri temizlemek ve...”
“Evet, evet, harika.” Elimi sallayarak kadını susturdum. “Ama
asıl öğrenmem gereken, şeyi görüp göremediğiniz ya da şeye
şahitlik edip edemediğiniz” deyip sözcüğü vurgulamak için
havaya tırnak işaretleri çizdim, “iblisleri?”
ikisi birbirine baktı. Bu kez genç olan konuştu ve konuşmadan
önce
omuzlarını
güvenle
dikleştirdi.
“Eh,
iblisler
yalnızca
Şeytan’m tarafında yer alan düşmüş meleklerdir. Bizim görevimiz
iffetli ve sadık...”
“Ama hiç iblis gördünüz mü?” diyerek yine sözlerini kestim. Bu
gidişle hiçbir ayine davet edilmeyecektim.
“Görmek mi?” diye sordu yaşlı olanı tereddüt içinde.
“Evet. Bilirsiniz işte, bizzat?”
ikisi de başını salladı. “Fiziksel olarak değil, hayır. Ama bu
pasaja bakarsanız...”
Of, Incil’i amma çok seviyordu. Incil’i okumuştum ve kesinlikle
çekici olduğunu biliyordum, ama buna ayıracak vaktim yoktu.
Muhtemelen üç dakikam çoktan dolmuştu. “Alınmayın ama -bunu
son derece saygılı bir biçimde söylüyorum— bana hiç yararınız
yok.” Kapıyı kapatırken yüzlerindeki kafa karışıklığı beni biraz
üzdü. Ben yalnızca şehri arşınlarken bir iki iblisle karşılaşmış
olabileceklerini
düşünmüştüm.
Bu
işte
yalnızsam,
Reyes
gerçekten öldüyse, iblisleri tespit etmenin bir yolunu bulmam
gerekiyordu. Ama Re-