ma bakındım, bekledim. Bir iki saniye sonra kapıma tekrar
vuruldu ve ses dairemde yankılandı.
Parmak uçlarımda kapıya doğru gittim; bu saatte biri beni
öldürmeye geldiyse çok sinirlenecektim. Delikten dışarı baktım.
Dışarıda iki kadın duruyordu. Ellerinde İncillerle. Haydi ama.
Kılık değiştirmekte hiç başarılı değillerdi. Muhtemelen öğleden
önce kellemi almak için gönderilmiş profesyonel suikastçılardı.
Ama bunu öğrenmenin tek bir yolu vardı. Kapımın zincirini
yerine takıp kapıyı araladım. Diğerinden daha yaşlı olan kadın
gülümsedi ve hemen konuya girdi. “Günaydın, hanımefendi. Son
günlerde dünyanın hastalıktan mustarip olduğunu fark ettiniz
mi?”
“I ıh!”
“Hastalıkların Tanrı’mn yeşil dünyasının her köşesine yayıldığını?”
“Şey...”
“Biz buraya durumun hep böyle olmayacağını söylemeye
geldik.” Elindeki Incil’i açtı, sayfaları çevirdi ve bana konuş ma
fırsatı verdi.
“Yani buraya beni öldürmeye gelmediniz, öyle mi?”
Kadın duraksadı, ince kaşlarını çattı, arkadaşına baktık tan
sonra, “Affedersiniz?” dedi. “Herhalde sizi yanlış anladım.”
“Bilirsiniz işte, beni öldürmeye. Temizlemeye. Kafama silah
dayamaya...”
“Bence bizi başka biriyle...”
“Bir dakika! Gitmeyin.” Zinciri açmak için kapıyı kapattım.
Açtığımda, kadınlar temkinli bir tavırla geri adım attılar. “Yani
siz suikastçı değilsiniz, ha?” ikisi de başını hayır dercesine
salladı.
“Yoksa, siz Yehova Şahitler