bir şey hissetmiyordum. “Yani Swopes’a söyleyebildin, ama bana
söyleyemedin, öyle mi?”
“Charley, adamın gerçekten gelip gelmeyeceğini, palavracının
teki olup olmadığını bilmiyorduk. Kızının ölümü yüzünden babanı
suçluyordu. Caruso polislerden kaçarken kaza yaptı ve kızı öldü.
Adamı kovalayan babandı. Adam hapisten çıktığında babana
telefon etmeye, bütün ailesini öldüreceğini söylemeye başladı; biz
de hepinizin peşine adam taktık. Baban endişelenmeni istemedi.”
Bunun yerine, baban o güzel, küçük kafanı buna yormanı
istemedi dese de olurdu. Bu, Ubie’nin ağzından duyduğum en
şovence şeydi.
Ayağa kalkarak onun tam karşısında durdum; biraz olsun
yakın olduğum her erkeğin bana son iki haftadır yalan söylemesi
beni kudurtuyordu. Parmak uçlarımda yükselerek fısıldadım. “O
zaman hepiniz siktirin gidin.”
Evrak işlerini boş vererek Cookie’yi, yani beni eve götürecek
olan kişiyi aramak için odadan çıktım. Asansörlerin önünde n
geçerken kapı açıldı, ablamla burun buruna geldim. Ablam içini
çekerek asansörden indi. “Ee, ölmeyeceksin, ha?” dedi.
“Her zamanki gibi.”
“Babam nasıl?”
“Doktor iyileşeceğini söyledi. Başına darbe almış, kaburgaları
da zedelenmiş, ama tehlikeli bir şey yok. Bir süre uyanmayacak.”
“Peki. Sabah tekrar gelirim.” Ablam dönüp koridorda, benden
biraz
önde
yürümeye
başladı;
sanki
insan
içinde
benimle
görülmek istemiyordu. Öyleyse, ona iyi bir sebep verecektim.
içimi çekerek göğsümü tuttum ve duvara yaslandım, hızla
nefes alıp vermeye başladım. Aslında hızlı nefes alıp vermez ken
öyle yapmaya çalışmak, düşündüğüm kadar kolay değildi.
Gemma dönüp bana dik dik baktı. Sıktığı dişlerinin arasından,
“Ne yapıyorsun?” dedi.