Elimi ıstırapla alnıma götürerek, “Hepsini
hatırlıyorum”
dedim. “Bademciklerimi aldırmak için hastanede kaldığım gece
kaçmaya çalışmıştım. Kopan serum borusundan akan sıvıyı takip
ederek beni buldular, yakalandım.”
Birinin bizi izlediğinden endişelenen ablam dikkatini bana
vermeden önce etrafı kolaçan etti. “Sen bademciklerini aldırmadın ki. Hastanede hiç gecelemedin bile.”
“Ha.” Doğruldum. Bu utanç vericiydi. “Dur! Evet, kaldım,
Selena Teyze öldüğünde. Onunla oturdum, bütün gece elini
tuttum.”
Gemma
gözlerini
devirdi.
“Selena
Teyze
Guatemala’da
misyonerdi.”
“Cidden mi? O zaman o yaşlı kadın kimdi?”
Ablam gürültülü bir biçimde, uzun uzun iç çektikten sonra
tekrar çıkışa doğru yürümeye başladı ve omzunun üzerinden,
“Muhtemelen gerçek annendir, çünkü akraba olmamız imkânsız”
dedi.
Gülümseyip peşinden koşturdum. “Kendimi daha iyi hissedeyim diye öyle diyorsun.”