Cook yanımda beklerken ona, “Uhu gibi kokuyorum” dedim.
Kahrolası evrak işleri, doktorun beni yapıştırarak birleştirmekle
harcadığı iki dakikadan çok daha uzun sürmüştü.
Babamın
bana
onu
tehdit
mahkûmdan bahsetmemesine
eden,
şartlı
tahliye
sinirlenen Cookie,
olmuş
“Buna
ina -
namıyorum” dedi. “Hiçbir şey yapmasa bile, seni kendi güvenliğin
için uyarmalı, bir delinin onu ve bütün ailesini öldürmeye niyetli
olduğunu senden saklamamalıydı.”
Bob Amca yanımıza geldi. “Nasılsın?”
“Ah, sen hiç konuşma” dedi, dudakları hayal kırıklığıyla
incelen Cookie. “Sen de o adam kadar suçlusun.” Acil odasının
diğer ucunda uyuyan, başı sarılı olan babamı işaret etti. Babam
bu gece burada gözlem altında tutulacaktı. Bu muh temelen iyi bir
şeydi. Cookie çok öfkeliydi.
Cookie Bob Amca’ya saldırdığında, üvey annem başını kaldırıp
bize baktı. Cidden. Adamın hiç şansı yoktu.
“En azından sen onu uyarmalıydın” derken sözlerini vur gulamak için amcamın göğsünü dürttü; amcamın öfkelenece ğini
biliyordum. Bir şeyleri parçalayabilir diye yapıştırıcı tüpünü
bulmak için etrafıma bakındım.
Amcam öfkelenmek yerine başını pişmanlıkla eğdi. “Bizim
aklımıza böyle bir şey olacağı...”
Cookie, “Aynen öyle” dedi ve kahve aramaya gitti. Yandaki
yatakta yatan adam, “Millet, biraz sessiz olur musunuz?” dedi.
“Başımdaki dokuz milimetrelik orospu çocuğu gibi zonkluyor.”
Bundan şüphem yoktu. Benim kafamda dokuz milimetre lik bir
kurşun olsa, muhtemelen canım yanardı. Bob Amca’ya baktım.
“Garrett’ı o yüzden mi peşime taktın?”
Amcam dudaklarını büzdü. “Birinci sebep oydu.”
“Diğeri de Reyes Farrow’un yanıma gelme ihtimaliydi.”
“Evet, ikinci sebep.”
Ayağa kalktım; o anda erkeklere karşı tiksintiden başka