Polis babamı serbest bırakma çabalarına devam ederken
babamı kucaklayıp kendime çektim. Neredeyse her santimi bolca
koli bandıyla süslüydü. Babam da ben de titriyorduk, gözlerimiz
dolu doluydu.
Ben ona, “Yaralandın mı?” diye soracaktım ki Bob Amca
peşinde bir ilkyardım ekibiyle içeriye daldı.
Diz çökerken, “Leland” dedi. Balık Adam’a soğukça, uzun uzun
baktı, sonra tekrar bize döndü. “Sinyali almadık.”
“Ne sinyali?” dedim; birden kuşkulanmıştım.
Babam yere bakarken Ubie açıklama yaptı. “Caruso iki
haftadır babanı tehdit ediyordu, bu da şartlı tahliyesini ihlal etti
demektir. Nöbet tutsun diye adam bırakmıştık, ama ge lebilir diye
bir de sinyal belirlemiştik.”
Babam alaycı bir sesle, “Beni şaşırttı diyebiliriz” dedi.
“Ah, beni de” diyerek babamın açıklamasına katıldım. “Beni de
acayip şaşırttı.”
“Bu işten sağ salim sıyrılacağım biliyordum” dedi babam,
çaylak kollarındaki bandı keserken. Yüzündeki ifade temkinli bir
huşuya dönüştü. “O şeyi nasıl yaptın?”
Mahcup halde Bob Amca’ya baktım. “Neyi?”
“Hareket edişin” dedi babam neşeli bir sesle, “insa ni... değildi.”
“Tamam, ona içecek bir şeyler verelim, olur mu?” dedi Bob
Amca çaylağa.
“Elbette, efendim.” Çaylak gitmeden önce kaşlarını çatarak
bana baktı. Şahane. Polis kuvvetinin yarısı zaten ucube olduğumu
düşünüyordu. Sanırım geri kalanının da onlara katılma vakti
gelmişti.
Ubie
babamı
sandalyeye
oturturken
onu
azarlarcasma,
“Leland” dedi, “başkalarının önünde öyle şeyler söyleyemezsın.
Babam, “Sen onu görmedin” deyince birden kendimi yine
çirkin ördek yavrusu gibi hissettim. O karakteri yıllar ön