rine yazmaya başlamıştım. “Karınız hiçbir şey söylemedi mi? Sıra
dışı
bir
şeyler
sormadı
mı?
Endişeli
olduğundan,
takip
edildiğinden falan bahsetmedi mi?”
“Rosto budunu yaktı” diyen adamın yüzü, sorularım dan birine
cevap verebildiği için biraz aydınlandı. “Ondan sonra, her şey
altüst oldu.”
“Anlaşılan yemek yapma işini bayağı ciddiye alıyor.”
Adam başını önce olumlu, sonra olumsuz anlamda salladı.
“Hayır, öyle demek istemedim. Rostoyu asla yakmaz. He le de
budu.”
Cookie kıkırdamamın iyi olup olmayacağını düşündüğümü
görünce, masanın altından beni çimdikledi. Ona kötü kö tü
baktıktan sonra yüzüme endişe ve anlayış dolu bir ifade
yerleştirdim.
“Siz profesyonel bir dedektifsiniz, değil mi?” diye sordu
Warren.
Gözlerimi
kıstım.
“Profesyoneli tanımlayın.”
Derin
derin
düşünmeye devam eden adam bana boş boş bakınca, “Hayır,
cidden, diğer dedektiflere benzemem. Benim iş ahlakım, etik
değerlerim ve silah temizleyicilere düşkünlüğüm yoktur” dedim.
Bu itirafımdan etkilenmeyen adam, “Sizi parayla tutmak
istiyorum” dedi.
Ben zaten bu işi Cookie için para almadan yapmayı planlıyordum
-ona ancak yemek alacak kadar para verdiğim içinama
alacaklılar geldiğinde, para bayağı işe yarardı. Konsomatris gibi
konuşmaya çalışarak, “Çok pahalıyımdır” dedim. Adam bana
doğru eğildi. “Ben de çok zenginim.”
Bunu doğrulaması için Cookie’ye baktım. Cookie kaşlarını
kaldırıp başıyla onayladı.
“Ah. Tamam, o zaman, sanırım birlikte çalışabiliriz. Bir
dakika” dedim hızla düşünerek, “ne kad ar zenginsiniz?”
“Sanırım yeterince zenginim diyebiliriz.” Cevabı biraz da