Belli ki bu alanda epeyce deneyimi vardı. Sahte bir kırgınlık
ifadesiyle, “Bana güvenmiyor musun?” diye sordum. Neil’ın
dudakları gerildi. “Hem de hiç.”
Ellerimi kaldırarak etrafımızı işaret ettim. “Dostum, ha pishanedeyiz. Bana düşeni yapmazsam, bunu yapana dek beni
hücre hapsine mahkûm edebilirsin.”
“Bunu yazılı olarak alabilir miyim?”
Havaya nasıl ihtiyacım varsa, daha fazlasını öğrenmeye de o
kadar ihtiyacım vardı. Reyes hakkında daha çok şey öğrenme
iştahım doyumsuzdu. “Kanlı olarak alabilirsin.”
Neil düşünceli bir tavırla uzun uzun iç çektikten sonra,
“Herhalde kana gerek olmaz” dedi. “Sana en önemlilerinden birini
anlatayım.” Seçme aşamasında altdudağını ısırdı. “Tamam, bir
keresinde, ben hâlâ gardiyanken bir kavganın patlak vereceğini
öğrendik. Güney Yakası ile Aryanlar arasında. Gerilim öyle
yoğundu ki, üçüncü gün artık bir şey olacağını anladık. Adamlar
avluda
toplandılar,
başlarındakiler
yaklaştılar.
birbirlerini
burun
Bütün
buruna
bunların
süzdüler,
gelinceye
ortasında
çete
dek
Farrow
liderleri
birbirlerine
duruyordu.
Şaşırmıştık.”
Gözlerimin hayretle açıldığından emindim; “Neden şaşırdınız?”
diye sordum.
“Çünkü hiçbir gruba dahil değildi. Bu nadiren görülür, ama
arada bir mahkûm yalnız kalmak ister. Farrow da öyleydi. Üstelik
bu işte bayağı başarılıydı.”
“Demek o kavganın ortasmdaydı.” Reyes’m iyi olduğunu bilsem
de, bu düşünce kalbimin teklemesine sebep oldu.
“Hem de tam ortasında. Gözlerimize inanamadık. Sonra
adamlar yere yığılmaya başladı. Farrow mahkûmların arasında
dolaşırken,
herkes
tek
tek
yere
serildi.
Bayılıverdiler.”
Düşüncelere dalarak sustu.
Huşu dolu bir sesle, “Sonra ne oldu?” diye sordum.
“Farrow elebaşlarına ulaştığında onlarla konuştu. O sı