rada kalanların çoğu, hayret ya da korku dolu yüzlerle geri
çekilmeye başlamıştı. Elebaşları etraflarına baktılar, ne olduğunu
fark ettiler, sonra Güney Yakası’nm elebaşı ellerini kaldırıp geri
çekildi. Ama Aryan, çok sinirlendi. Farrow’un ırkına ihanet
ettiğini falan düşündü herhalde.”
“O tür şeyleri hiç hoş karşılamıyorlar.”
Neil başıyla onayladı. “Aryan, Farrovv’a yaklaştı, bağırıp
çağırmaya başladı. Sonra, kimse ne olduğunu anlayamadan yere
yığıldı.”
Hemen ayağa fırlayıp avuçlarımı Neil’m masasına dayadım.
“Reyes ne yaptı?”
Neil başını kaldırıp bana baktı. “Başta anlamadık, ama onlara
dokunmuştu, Charley. Kamera görüntülerine baktığımızda onun
kalabalığın arasında dolaştığını, insanların omzuna dokunduğunu
gördük. İnsanlar sinek gibi düşüyorlardı.”
Ağzım açık halde, muhtemelen uygunsuz denecek kadar uzun
bir süre boyunca öylece durdum.
“Gardiyanlar içeri daldı, silahlarını buldular, herkesin üs tünü
aradılar
ve
hapishaneyi
kilit
altına
aldılar.”
Neil
geçmişi
düşünürken başını salladı. “O gün kaç hayatın kurtulduğunu
bilmek mümkün değil. Buna benimki de dahil.”
Buna şaşırdım. “Neden seninki de dahil?”
Neil cevap vermeden önce bir iki saniye ellerini inceledi.
“Göründüğüm kadar cesur değilim,
haklayacaklarına söz
Charley.
Aryanlar beni
vermişlerdi, içlerinden biri başka bir
mahkûma tepsi fırlattığında onu hücreye koyarak adamı kız dırmıştım.” Neil bana dik dik baktı. “Oradan asla sağ çıka mazdım. Bunu biliyorum. Ve korkudan altıma edecek haldeydim.”
Ona kötü kötü baktım ve adamı, “Bunda utanılacak bir şey
yok, Neil” diye azarlayarak bariz bir gerçeği ortaya koydum.
“Demek Reyes senin hayatını da kurtardı.”