kadına ağabeyinin kim olduğunu söylemeye niyetim yoktu. Ne
olduğunu da. “Çok özel ve bedenini terk edebiliyor.”
Kadın güçlükle yutkundu. “Biliyorum. Uzun zamandır biliyordum. O çok güçlü. Ve hızlı.”
“Aynen öyle. Ve bedenini terk ettiğinde daha da güçlü ve hızlı
oluyor.”
Kadın başını nazikçe sallayarak sözlerimi anladığını gösterdi.
Onu daha fazla üzmemeyi umarak “O sebepten” dedim, “in san
bedeninin ölmesi gerektiğine karar verdi.”
Kadın ne demek istediğimi anlamadan önce, kızarmış gözlerini kırpıştırdı. Gerçeği anladığında eliyle ağzını kapattı ve
bana inanamaz gözlerle baktı. Üzüntü dolu bir fısıltıyla, “Bu nu
yapamaz” dedi.
Hâlâ elimde olan elini sıktım. “Katılıyorum. Onu bulmam
gerek, ama bedeninin nerede olduğunu bana söylemi yor. O...
yaralı” diyerek gerçeklerden biraz uzaklaştım. Kadı nın durumun
ne kadar vahim olduğunu bilmesine gerek yoktu. Reyes’m
vaktinin ne kadar daraldığını.
“Ne? Nasıl?”
“Emin değilim” diye yalan söyledim. “Ama çok ge