ve turkuvaz rengi kapısını çaldım.
Kim kapıyı açtığında endişeden fal taşı gibi açılan göz lerle,
“Bayan Davidson” dedi. Bileğimi tutup beni içeri çekti. “Nerede
o?” Kızılımsı kahverengi saçları geriye çekilerek dağınık bir at
kuyruğu yapılmıştı ve gümüşi yeşil gö zlerinin altında onları iri,
boş gösteren koyu renk halkalar vardı. Onu son gördüğümde,
kırılgan görünüyordu. Şimdiyse porselen yüzeyi kırılmanın
eşiğinde gibiydi.
Kadın beni bej rengi bir kanepeye götürürken onun elini
tuttum.
ikimiz de kanepeye oturduğumuzda, “Bunu senin bana
söyleyebileceğini umuyordum” dedim.
Dişiyle tırnağıyla tutunduğu umut pırıltısı yok oldu, aurasında
incecik bir çatlak açtı. Üzerine bir grilik çöktü, gözleri
puslanarak karardı.
Ona ne kadarını anlatacağımı bilemiyordum. Benim kar deşim
resmen intiharın eşiğinde olsa, bunu bilmek ister miydim? Hem
de nasıl isterdim. Kim’in, inatçı ağabeyinin neye kalkışacağından
haberdar olmaya hakkı vardı.
“Şu anda bana çok kızgın” dedim.
“Demek onu gördünüz.”
Anlaşmalarının kadına ne kadar zor ge ldiğini fark ettim. Sıfır
temas kontratının. Reyes onun bir daha kendisi yüzün den zarar
görmesini istemiyordu, kadın da Reyes’m incinme sine sebep
olacak koz rolünü oynamayı reddediyordu. Kimse, devlet bile
Kim’in Reyes’m nesi olduğunu bilmiyordu. Ger çekten kan
bağları olmasa da, sonuna kadar kardeştiler ve onunla
konuştuğumu öğrendiği takdirde, Reyes’m iyice fırla tacağını
tahmin ediyordum.
“Kim, onun ne olduğunu biliyor musun?”
Kadın kaşlarını zarifçe çattı. “Hayır. Gerçekten bilmiyo rum.
Tek bildiğim çok özel olduğu.”
Kanepede kadının yanma kayarak, “Öyle” dedim. Tabii,