Test Drive | Page 145

ve turkuvaz rengi kapısını çaldım. Kim kapıyı açtığında endişeden fal taşı gibi açılan göz lerle, “Bayan Davidson” dedi. Bileğimi tutup beni içeri çekti. “Nerede o?” Kızılımsı kahverengi saçları geriye çekilerek dağınık bir at kuyruğu yapılmıştı ve gümüşi yeşil gö zlerinin altında onları iri, boş gösteren koyu renk halkalar vardı. Onu son gördüğümde, kırılgan görünüyordu. Şimdiyse porselen yüzeyi kırılmanın eşiğinde gibiydi. Kadın beni bej rengi bir kanepeye götürürken onun elini tuttum. ikimiz de kanepeye oturduğumuzda, “Bunu senin bana söyleyebileceğini umuyordum” dedim. Dişiyle tırnağıyla tutunduğu umut pırıltısı yok oldu, aurasında incecik bir çatlak açtı. Üzerine bir grilik çöktü, gözleri puslanarak karardı. Ona ne kadarını anlatacağımı bilemiyordum. Benim kar deşim resmen intiharın eşiğinde olsa, bunu bilmek ister miydim? Hem de nasıl isterdim. Kim’in, inatçı ağabeyinin neye kalkışacağından haberdar olmaya hakkı vardı. “Şu anda bana çok kızgın” dedim. “Demek onu gördünüz.” Anlaşmalarının kadına ne kadar zor ge ldiğini fark ettim. Sıfır temas kontratının. Reyes onun bir daha kendisi yüzün den zarar görmesini istemiyordu, kadın da Reyes’m incinme sine sebep olacak koz rolünü oynamayı reddediyordu. Kimse, devlet bile Kim’in Reyes’m nesi olduğunu bilmiyordu. Ger çekten kan bağları olmasa da, sonuna kadar kardeştiler ve onunla konuştuğumu öğrendiği takdirde, Reyes’m iyice fırla tacağını tahmin ediyordum. “Kim, onun ne olduğunu biliyor musun?” Kadın kaşlarını zarifçe çattı. “Hayır. Gerçekten bilmiyo rum. Tek bildiğim çok özel olduğu.” Kanepede kadının yanma kayarak, “Öyle” dedim. Tabii,