Test Drive | Page 12

etti. Pırıltıma lanet olsun. Kadınsa bana hiç bakmadı. “Tabii ki görmüyorum” dedi Cookie. “Burada kimse yok. Nerede olabilir? Belki geç kalmışımdır. Belki kocasını aramamalı, senin o sıska kıçını yataktan kaldırmamalıydım.” “Anlamadım?” “Ah, kötü bir şey oldu. Bunu biliyorum. Hissediyorum.” “Cookie, sakin ol biraz. Cidden. Polisi çağırmadan önce biraz araştırma yapalım, olur mu?” “Tamam. Oldu.” Elini göğsüne koydu ve gevşemeye çalıştı, “iyi misin?” diye sordum; onunla biraz dalga geçme arzuma engel olamamıştım. “Valium’a ihtiyacın var mı?” Cookie, “Hayır, iyiyim” dedi ve sualt ında doğan bebeklerle ilgili belgeselden öğrendiğimiz derin nefes alma tekniklerini kullandı. “Kıçımın kenarı.” Bunu hak etmemiştim. “Kıçımdan söz etmişken, onunla ilgili düşüncelerin hakkında adamakıllı konuşmamız gerek.” Tezgâha doğru yürüdük. “Sıska mı? Cidden?” Retro kafe yuvarlak, turkuvaz bar tabureleri ve pembe tezgâhlarla dekore edilmişti. Garson bize doğru yürüdü. Üniforması, taburelerin renginden daha açık turkuvazdı. “Sana söyleyeyim...” “Hey, millet.” Garsona dönüp gülümsedim. Yaka kartında NORMA yazıyordu. “Kahve ister misiniz, kızlar?” Cookie’yle birbirimize baktık. Bu, güneşe parlamak iste yip istemediğini sormaktan farksızdı, ikimiz de birer bar taburesine oturduk ve başımızı bir VW minibüsün ön panelindeki kafa sallayan hayvan figürleri gibi salladık. Hem kadın bize kızlar demişti, ki bu çok şirindi. Kadın sırıtarak, “O zaman şanslısınız” dedi, “çünkü Rio Grande’nin bu tarafındaki en iyi kahveyi ben yaparım.” O noktada, âşık oldum. Birazcık. Zengin aroma burnuma geldiğinde salyalarımı akıtmamaya çalışarak, “Biz aslında