Test Drive | Page 11

lı Kahve adlı kafeye doğru sürdüm. Çikolata ve kahveyi bir araya getiren kişi Nobel Barış Odülii kazanmalıydı. Ya da en azından Reader’s Digest'e üyelik. Otoparka girdikten sonra, kimse bizi görmeden etrafı gözetleyebilelim diye karanlık bir köşeye park ettim. Cookie’ye yalnız gelmesini söyledikten sonra, Mimi’nin beni görünce ne yapacağını aklımdan kestiremiyordum. kadının peşine Elimdeki azıcık düşebileceklerin bilgiye listesini göre, yaptım. Kocası, listenin başındaydı, istatistikleri göz ardı etmek güçtü. Cookie kapının koluna uzanırken, “Sen burada beklesen?..” dedi. “Ofiste bolca evrak işi var ve onlar kendi kendini dosyalayamaz; o yüzden, hayır, hanımefendi. Seni kaybetmeyi göze alamam.” Cookie bana baktı. “Charley, bir şey olmayacak. Mimi bana saldıracak falan değil. Yani, ben sen değilim. Her gün ölüm tehlikesi atlatmıyorum.” “Ben de atlatmıyorum” dedim, gücenmiş görünmeye çalışarak. “Ama kadının peşindeki kişi aynı fikirde olmayabilir. Ben de geliyorum. Üzgünüm, ufaklık.” Arabadan indim, Cookie inince anahtarları ona fırlattım. Neredeyse boş olan otoparkı bir kez daha taradıktan sonra kafeye girdik. Tavşanlı terliklerimle halimden azıcık utanmadan edemedim. “Onu görüyor musun?” diye sordum. Kadının neye benzediğini bilmiyordum. Cookie etrafına bakındı, içeride sadece iki kişi vardı; biri erkek, diğeri kadın. Saatin kaç olduğunu düşününce, işlerin kesat olmasına şaşırmadım. Adam kafasındaki fötr şapka ve üzerindeki trençkotla kırkların film yıldızlarına, kadınsa ge ceyi kötü geçirmiş bir fahişeye benziyordu. Ama ikisi de olduklarından müşteri sayılmazlardı. Adam beni hemen fark ölü