Biz içeri girerken Greenwich Sarayı'nın giriş kapısında bizi bekleyen William Stafford şapkasının
ucuna dokunarak bana selam verdi ve ona gizlice gülümsediğimi fark etti. Atlarımızdan inip
Anne'in önderliğinde içeri girerken kapıda duruyordu ve beni kenara çekti.
"Seni bekliyordum," dedi, herhangi bir selamlamaya gerek duymadan.
"Gördüm."
474 ¦ Philippa Gregory
"Bensiz ata binmen hoşuma gitmiyor, taşra, Boleyn kızları için güvenli değil."
"Ağabeyim yanımızda. Yanımızda saray maiyeti olmadan dolaşmak güzel bir şey."
"Ah, bak işte sana bunu vaat edebilirim. Basit şeyler pe-şindeysen onlardan bende dolu var."
Güldüm. "Çok teşekkürler."
Yanından ayrılmamam için elini kolumdan çekmedi. "Ablanla kral evlendikten sonra ancak
onların seçtiği bir erkekle evlenebilirsin."
Onun kare biçimindeki yanık yüzüne baktım. "Yani?" "Yani eğer güzel minik bir malikânesi ve
etrafında birkaç tarlası olan bir erkekle evlenmek istersen ablanın evliliği olup bitmeden elini
çabuk tutmalısın. Ne kadar geciktirirsen o kadar güç olur."
Durakladım. Kendimi onun elinden uzaklaştırıp başımı öteye çevirdim. Kirpiklerimin altından
ona gülümsedim. "Kimse teklif etmedi ki kabul edeyim," diye durumu açıkladım. "Bütün
yaşamımı dul bir kadın olarak geçirmeye alışmam lazım. Kimse bana evlenme teklif etmedi."
William bir an ne diyeceğini bulamadı. "Ben düşünmüştüm ki..." diye başladı. Neşe dolu bir
kahkaha ağzımdan kaçıverdi. İyice eğilerek reverans yapıp saray tarafına döndüm.
Basamakları çıkarken yan gözle baktığımda şapkasını yere atıp tekmelediğini gördüm. Yakışıklı
bir adamı peşinde koşturan her kadına tanıdık gelen o coşkuyu tadıyordum.
Beni bulabileceği yerlerde, ahırların etrafında, bahçede ve nehir kena