470 ¦ Philippa Gregory
"Ona istediğin gibi sahip olamaman ne kötü," dedi George, ağabey dürüstlüğüyle.
Cevap vermedim. William Stafford'un o vaat dolu ve mahrem gülümsemesini düşünüyordum.
"Evet," dedim alçak sesle. "Çok yazık, evet, ama öyle."
v
^afıar 1532
George insanların tavrının değiştiğinden habersiz Anne'le beni ata binmeye, ardından nehrin
aşağı-sındaki küçük birahanede akşam yemeği yemeye davet etti. Anne'in onu reddetmesini,
ağabeyime artık kendi başına ata binmesinin güvenli olmadığını söylemesini bekledim fakat o
hiçbir şey söylemedi. Hiç giymediği kadar siyah bir elbise giydi, binici kepini suratına kadar
çekti ve onu herkesten ayıran altın 'B'li kolyesini çıkarttı.
İngiltere'ye geri dönmenin, kız kardeşleriyle tekrar ata binmenin sevinciyle George, Anne'in
temkinli davranışlarını ve giysisini fark etmedi. Ama birahanede mola verdiğimizde bize servis
yapacak olan p'asaklı yaşlı kadın göz ucuyla Anne'e bakıp uzaklaştı. Birkaç dakika sonra hanın
sahibi ellerini kendir bezinden önlüğüne silerek yanımıza gelip bize verebileceği ekmek ve
peynirin çürüdüğünü, o evde bizim yiyebileceğimiz bir şey bulunmadığını duyurdu.
George öfkeyle yerinden fırlamak üzereydi ki, Anne elini onun koluna koyup önemli olmadığını,
yakındaki manastıra gidip orada yiyebileceğimizi söyledi. George kendini Anne'in ellerine
bıraktı ve gayet güzel bir yemek yedik.
472 ¦ Philippa Gregory
Kral artık bütün keşişhane ve manastırların korku nesnesiy-di. Yalnızca keşişler kadar kurnaz
olmayan hizmetkârlar Anne ve bana yan yan bakıp muhtemelen birimizin eski, diğerimizin yeni
fahişe olduğunu fısıldandı.
Sırtımızda ısıtmayan güneş ışıklarıyla atlarımızın üzerinde geri dönerken George atını
mahmuzlayıp yanıma geldi. "Herkes biliyor demek," dedi lafı uzatmadan.
"Londra'dan ülkenin diğer ucuna kadar herkes," dedim. "Haber oralara nasıl ulaştı bilmem."
"Ama kimsenin şapkasını havaya fırlatıp tezahürata giriştiğini görmüyorum?" "Görmeyeceksin."
"Güzel bir İngiliz kızının insanların hoşuna gideceğini sanırdım. Anne yeterince güzel, değil mi?
Yanlarından geçerken el sallayıp sadaka falan dağıtmıyor mu?"
"Bunların hepsini yapıyor," dedim. "Ama kadınlar inatla eski kraliçenin tarafında. İngiltere Kralı
sadece canı değişiklik istediği için sadık, dürüst bir eşi kenara atabiliyorsa, o zaman hiçbirimiz
güvende değiliz diyorlar."
George bir an sessiz kaldı. "Mırıldanmaktan öteye mi gidiyorlar?"
"Londra'da az daha bir ayaklanmanın ortasında kalıyorduk. Kral Anne'in şehre inmesinin hiç
güvenli olmadığını söylüyor. İnsanlar ondan nefret ediyor, George, hakkında bir dolu şey
söylüyorlar." "Ne gibi şeyler?"
"Onun bir cadı olduğunu, kralı büyü yaparak elde ettiğini. Katil olduğunu ve elinde olsa
kraliçeyi zehirleyeceğini. Kralı diğer kadınlara karşı iktidarsız yaptığını ve adamın bu yüzden
onunla evlenmek zoaında kaldığını. Kraliçenin rahmindeki çocukları yok ettiğini ve tahtı kısır
bıraktığını."
\ BOLEYN KIZI ¦ 473
George'un hafiften rengi kaçtı ve yuları tutan elleri cadılara karşı yapılan o eski işareti yaptı.
Başparmağı iki parmak arasına koyarak yapılan haç işaretini. "Bunu açıktan açığa mı
söylüyorlar? Kral bunları duyuyor olabilir mi?"
"En beterleri ondan gizleniyor ama birileri mutlaka bugün yarın yetiştirir."
"Bunların tek kelimesine bile inanmayacaktır, değil mi?"
"Bazılarını kendi ağzıyla söylüyor. Sömürüldüğünü söylüyor. Anne'in onu büyülediğini, başka
hiçbir kadını düşünemediğini söylüyor. Kral söylediğinde bunlar aşk sözleri ama dışarı sızarsa...
tehlikeli olur."
George evet anlamında başını salladı. "Anne daha fazla hayır işi yapmalı ve böyle..." Doğru
kelimeyi bulabilmek için durdu. "Böyle erotik zevklere düşkün olmamalı."
Önüme baktım. At üstündeyken bile, yanında sadece ailesiyle birlikte at sürüyorken bile
Anne'in semerin üzerinde öyle bir oturuşu vardı ki, insanın bileğinden tutup sürüyesi geliyordu.
"O bir Boleyn ve bir Howard," dedim dürüstçe. "O büyük ismin gerisinde hepimiz ateşli birer
orospuyuz."