"Tanrı aşkına, Anne! Biz bir aileyiz. Şimdi bulunduğun yerdesin çünkü Mary senin için geri
çekildi. Şimdi kalkıp Kanlar Kraliçesini oynayamazsın. Seni bulunduğun yere biz getirdik. Bize
şimdi sıradan bir vatandaşmışız gibi davranamazsın."
"Evet, sıradan bir vatandaşsınız," dedi çekinmeden. "Sen, Mary, hatta Howard Dayı da. Kendi
yengemi saraydan uzaklaştırdım, kralın kayınbiraderini saraydan uzaklaştır-dım. Bizzat
kraliçeyi saraydan uzaklaştırdım. Dilediğimde kendisini sürgüne gönderebileceğimden şüphesi
olan var mı? Hayır. Şu anda olduğum yere gelmem'e yardım etmiş ola-"
"Yardım etmek mi! Seni oraya ellerimizle taşıdık!" "Ama şimdi buradayım ve kraliçe olacağım.
Ve siz emrimdeki birer vatandaş olacak ve bana hizmet edeceksiniz.
Kraliçe ve bir sonraki İngiltere Kralının annesi olacağım. O
468 ¦ Philippa Gregory
yüzden bunları aklına iyi yaz, George, çünkü bir daha ha
adatmayacağım."
Anne yerden kalkıp eteklerini sürüye sürüye kapıya gitti. Kapının önünde durup birimizin kapıyı
ona açmasını bekledi. İkimiz de yerimizden fırlayıp kapıya gitmeyince kapıyı hırsla kendisi açtı.
Eşikte bize döndü. "Bu arada bana bir daha Annamaria diye hitap etme," dedi. "Ona da
Marianne deme. O Mary, diğer Boleyn kızı. Ve ben Anne'im, geleceğin Kraliçe Anne'i. İkimizin
arasında dünya kadar fark var. Aynı ismi paylaşmıyoaız. O sıradan biri, bense kraliçe
olacağım."
Kapıyı ardından örtme zahmetinde bulunmadan yürüyüp gitti. Ayak seslerinin yatak odasına
ilerleyişini duyabiliyorduk. Odasının kapısı çarpılarak kapanana kadar sessizliğimizi bozmadan
oturduk.
"Yüce Tanrım," dedi George yürekten bir sesle. "Bu nasıl bir cadı?" Ayağa kalktı, soğuk
havanın içeri girmesini engellemek üzere kapıyı kapattı. "Ne zamandır böyle?"
"Günden güne daha da güçlendi. Kendini dokunulmaz sanıyor."
"Peki, öyle mi?"
"Kral sırılsıklam âşık. Sırtı sağlam diyebilirim, evet."
"Ve hâlâ onu yatağına almadı, öyle mi?"
"Öyle."
"Yüce Tanrım, peki ne yapıyorlar?"
"O iş dışında her şeyi. Ama Anne ona izin vermiyor."
"Bu iş kralı deli etmiş olmalı," dedi George ciddi bir tatminle.
"Anne'i de deli etti," dedim. "Neredeyse her gece kral onu öpüp kokluyor ve Anne saçlarıyla,
ağzıyla adamın tepesinde."
BOLEYN KIZI ¦ 469
"Herkesle böyle benimle konuştuğu gibi mi konuşuyor?"
"Çok daha beter bir tavırla. Ve bu yüzden dostlarını kaybediyor. Brandon artık ona sırtını
döndü, Howard Dayı ondan iğreniyor. Noel'den bu yana açıktan açığa en az üç dört kez
tartıştılar. Kendini kralın kanatları altında öyle güvende hissediyor ki, başka korumaya ihtiyacı
olmadığını düşünüyor."
"Buna müsamaha gösteremem," dedi George. "Ona söyleyeceğim."
Yüzümdeki kardeşsi endişeyi bozmadım ama Anne'le George'un arasının açılması fikri kalbimi
hızlandırdı. Geor-ge'u kendi tarafıma çekebilirsem oğlumun velayetini almak için girişeceğim
herhangi bir savaşta ciddi bir avantajım olurdu.
"Doğruyu söyle şimdi, göz koyduğun kimse yok mu gerçekten?" diye sordu.
"Sıradan biri," dedim. "Senden başka kimseye söylemedim, George, o yüzden aramızda sır
olarak kalsın."
"Yemin ederim," dedi, ellerimi ellerine alıp beni kendine çekerek. "Şerefim üzerine söz
veriyorum, aramızda sır kalacak. Aşık mısın?"
"Ah, hayır," dedim, düşüncesiyle bile geri çekilerek. "Tabii ki, hayır. Ama benimle ilgileniyor ve
insanın etrafında ona nağmeler yapan birinin olması güzel bir şey."
"Bence saray sana nağmeler yapan erkeklerle dolu."
"Ah, evet, şiirler yazıyor, aşkımdan öldüklerine yeminler ediyorlar. Ama bu... bu biraz daha...
gerçek."
"Kim bu?"
"Sıradan biri," dedim tekrar. "Bu yüzden onu aklıma getirmiyorum."