"Beni buna iten Tanrının ta kendisi," diye bağırdı Henry. "Tanrının kendisi bu günahkâr ve
aykırı evliliği feshetmem, yeniden başlamam için beni uyardı. Ancak o zaman bir oğlum olacak.
Bunu biliyoaım, Katherine. Ve sen-"
"Ve ben?" dedi kraliçe aniden cesareti yerine gelip koku avına çıkan gri bir tazı gibi. "Ne olacak
bana? Manastıra mı gideceğim? Yaşlıların yanına mı? Yoksa ölüme mi? Ben İspanya Prensesi
ve İngiltere Kraliçesiyim. Bana bunların dışında ne önerebilirsin?"
"Bu Tanrının isteği," diye tekrarladı Henry.
Kraliçe buna ağlayışı kadar acıklı bir kahkahayla güldü. "Tanrı asıl karına arkanı dönüp sıradan
bıriyie evlenmeni mi istiyor? Bir şıllıkla mı? Kendi fahişenin ablasıyla mı?"
Olduğum yerde donup kaldım ama Henry yanımdan geçip kapıdan çıktı. "Tanrının isteği ve
benim isteğim!" diye bağırdı diğer odadan ve kapının kapandığını duyduk.
Beni görmemesi, benim, kocasının fahişesi olarak adlandırdığı kişinin onu ağlarken gördüğümü
bilmemesi için geri geri çıkmaya çalıştım ama o başını ellerinden kaldırıp bana, "Yardım et,
Mary," dedi.
322 ¦ Philippa Gregory
Sessizce öne yürüdüm. Bu yedi seneden beri onu yardım isterken ilk görüşümdü. Ayağa
kalkabilmek için kolunu bana attı ve güçlükle ayakta durabildiğini fark ettim. Gözleri
ağlamaktan kıpkırmızıydı.
"Dinlenmeniz gerek, Majesteleri," dedim. "Dinlenemem," diye cevapladı. "Bana dua iskemleme
gidebilmem için yardım et ve tespihimi ver." "Majesteleri..."
"Mary," dedi çatlak bir sesle, sesi ağzı açık inlemekten boğuktu. "Beni mahvedecek, kızımızı
veliahtlıktan men edecek, bu ülkeyi mahvedecek ve o ölümsüz ruhunu cehenneme
gönderecek. Onun için, kendim için ve bu ülke için dua etmeliyim. Ve sonra yeğenime mektup
yazmalıyım."
"Majesteleri, o mektubun yeğeninizin eline geçmesine
asla izin vermezler."
"Benim gönderecek aracılarım var."
"Kendi aleyhinizde kullanılabilecek hiçbir şey yazmayın."
Sesimdeki korkuyu sezip durdu. Sonra gözlerine ulaşmayan boş ve acı bir gülümsemeyle
gülümsedi. "Neden?" diye sordu. "Bundan daha kötüsü olabilir mi sanıyorsun? Vatan hainliğiyle
yargılanamam, ben İngiltere Kraliçesiyim, ben İngiltere'yim. Beni boşatamazlar, ben kralın
karışıyım. Bu bahar aklını oynattı, sonbaharda kendine gelir. Tek yapmam gereken yazı
atlatmak."
"Boleyn yazını," dedim Anne'i düşünerek.
"Boleyn yazını," diye tekrarladı. "Bir mevsimden uzun
sürmez."
Yaş lekeleriyle dolu elleri dua iskemlesinin üzerindeki kadife dua minderini kavradı. Biliyordum
ki, artık bu dünBOLEYN KIZI ¦ 323
yaya ait hiçbir şeyi ne görüyor, ne duyuyordu. Tanrıya yaklaşmıştı. Sessizce dışarı çıkıp kapıyı
arkamdan kapattım.
^^
George kraliçenin halka açık odalarının karanlığında casus gibi bekliyordu. "Dayım seni istiyor,"
dedi lafı uzatmadan.
"George gidemem. Benim adıma bir şeyler uydur."
"Haydi."
Açık pencereden içeri sızan ışığa bir adım attım ve yüzüme vuran parlaklıkla gözlerimi
kırpıştırdım. Dışarıdan müzik sesi ve Anne'in o pervasız kahkahası duyuluyordu.
"Lütfen George. Ona beni bulamadığını söyle."
"Kraliçeyle birlikte olduğunu biliyor. Bana sen çıkana kadar beklemem emredildi. Ne kadar
uzun sürerse sürsün."
Başımı iki yana salladım. "Ona ihanet edemem."
George üç adımda hızla yanıma geldi, dirseğimin altından beni yakaladığı gibi kapıya götürdü.
Öyle hızlı yürüyordu ki yetişmek için koşuyordum, basamaklardan aşağı inerken dengemi
kaybettim ama o beni sıkıca kavradı.
"Ailen kim?" diye sordu dişlerinin arasından.
"Boleyn."