üşenen sensin. Ama ben her sabah kendi yolumu çizmeye kararlı bir halde uyanıyorum. Her
şey lehime işleyebilir."
Mayıs ayı geldiğinde Fransız delegeleriyle olan iş çoktan bitmişti. Prenses Mary kadınlığa adım
atar atmaz ya Fransız kralının kendisiyle, ya da, ikinci oğluyla evlenecekti. Kutlamak için büyük
bir tenis turnuvası düzenlendi ve Anne oyuncuları belirleyecek leydi olarak seçildi. Sarayın
bütün erkeklerinin isimlerinin küçük sancaklara yazıldığı bir liste çıkararak muazzam bir iş
becerdi. Kral onu elindeki küçük sancağı farkında olmadan kalbine götürmüş halde listenin
üzerine eğilirken yakaladı.
"Orada ne tutuyorsunuz, Bayan Boleyn?"
"Tenis turnuvası listesini," dedi. "Her beyefendiyi uygun bir eşle eşleştirmem gerekiyor,
böylece hepsi oynayabilecek ve biz de gerçek bir şampiyon görebileceğiz."
"Yani orada, elinizde ne var demek istemiştim?"
Anne irkildi. "Bunun elimde olduğunu unutmuşum," dedi hemen. "İsimlerden biri. Oyun
sırasına göre isimleri diziyorum."
"O kadar kendinize yakın tuttuğunuz beyefendi kim peki?"
BOLEYN KIZI » 301
Kızarmayı becerdi. "Bilmiyorum. İsme bakmadım."
"İzin verir misiniz?" Henry elini uzattı.
Anne sancağı ona vermedi. "Bir anlamı yok. Tam şaşkın anımda öylesine elimde tuttuğum bir
sancak. Listedeki yerine koymama izin verin, sonra birlikte oyun sırasına karar veririz,
Majesteleri."
Henry tetikteydi. "Utanmış gibisiniz, Bayan Boleyn."
Anne biraz öfkelenir gibi yaptı. "Utandığım falan yok. Sadece aptal durumuna düşmek
istemiyorum."
"Aptal durumuna mı?"
Anne başını çevirdi."Lütfen izin verin şu ismi yerine koyayım. Böylece oyun sırası için
görüşlerinizi söyleyebilirsiniz."
Bir an boş bulunup rol yapmadığını sandım. Bir an boş bulunup Henry'nin ağabeyimiz
George'un sıralamada en iyi yerde olması için Anne'in hile yaptığını yakalamak üzere olduğunu
sandım. Ablam kralın ismi öğrenmek için üstelemesinden öyle rahatsız olmuş ve ne yapacağını
şaşırmış görünüyordu ki, bu kez yakalandığını düşündüm. Kral iyi koku alan bir tazı gibiydi. Bir
şeylerin ondan saklandığını sezmişti ve meraktan kuduruyordu.
"Emrediyorum," dedi alçak sesle.
Daha fazla itiraz etmeden Anne sancağı Henry'nin ona uzattığı eline bıraktı, reverans yaptı ve
yürüdü gitti. Arkasına dönüp bakmadı ama gözden uzaklaşır uzaklaşmaz topuklarının sesini,
tenis kortundan saraya giden taş patikada elbisesinin koşarken çıkardığı hışırtıyı hepimiz
duyduk.
Henry elini açtı ve Anne'in göğsüne yasladığı sancağın üzerindeki isme baktı. Kendi ismiydi.
*d&*u
302 ¦ Philippa Gregory
Anne'in tenis turnuvası iki gün sürdü ve Anne her yerdeydi. Gülüyor, insanlara ne yapmaları
gerektiğini söylüyor, hakemlik ediyor, puanlan tutuyordu. Sonunda geriye dört maç kalmıştı.
Kralla George'un karşılaşması, kocam William Carey'nin Francis Weston'la karşılaşması ve biz
yemek yerken oynanacak olan birilerinin iki maçı.
"Kralı Thomas Wyatt'la eşleştirmemekle çok iyi yaptın,'' diye mırıldandım Anne'e, ağabeyimiz
George ve kral birlikte korta çıkarken.
"Öyle mi? Neden?" diye sordu masumca. "Çünkü çok fazla şey ortada dönüyor. Kral Fransız
delegelerin önünde, Thomas Wyatt da senin önünde yenmek isteyecekti. Kral herkesin önünde
Thomas Wyatt'a yenilmeyi hoş karşılamazdı."
Yüzünü buruşturdu. "O bir saraylı. Ve asıl büyük oyunu aklından asla çıkarmaz." "Asıl büyük
oyunu mu?"
"Tenis, mızrak dövüşü, okçuluk, flörtleşme, bunların hepsi kralı ho Y