tepesinden aşırdı. George çevik ayaklan ve kraldan on iki yaş küçük olmanın verdiği avantajla
topu karşısındaki adamın tepesine fırlattı. Henry elini uzattı ama puanın George'a gitmesini
kabul etmek zorunda kaldı.
BOLEYN KIZI ¦ 303
Bir sonraki servis atışı kralın rahatlıkla ulaşabileceği bir noktaya gitti, Henry topu öyle dümdüz
karşıya fırlattı ki, George koşma zahmetinde bile bulunmadı.. Oyun görünüşte kıran kırana,
amansızca, inişli çıkışlı devam ediyordu. George aynı tempoda ve sürekli kaybediyor ama bunu
öyle dikkatli yapıyordu ki, oyunu seyreden herkes kralın daha iyi oynadığını düşünürdü.
Gerçekten de kral yetenek ve taktik açısından büyük olasılıkla George'dan daha iyiydi. Sadece
George onun iki katı hızlı koşabiliyordu. Sadece George zayıf, fit, daha yirmi dördünde genç bir
delikanlıyken kral vücudu durmadan genişleyen, yaşamının orta yaş-laıına yaklaşmış bir
adamdı.
İlk setin sonlarına gelmek üzereyken George topu tepeden karşıya yolladı. Henry topu
George'un gerisine gönderip puan kazanabilmek için zıpladı, ama feci bir çığlıkla kortun
ortasında yere yapışıverdi.
Sarayın bütün kadınları çığlık çığlığa bağırmaya başladı, Anne anında ayaklandı, George ağın
tepesinden atlayıp kralın yanına koşan ilk kişi oldu. "Tanrım, nesi var?"
George'un yüzü bembeyazdı. "Doktor çağır," diye bağırdı. Uşaklardan biri uçarak saraya
yöneldi, Anne ve ben kortun kapısına koştuk, kapıyı çarparak açıp içeri girdik.
Henry'nin yüzü kıpkırmızıydı ve acıdan küfür ediyordu. Elime uzanıp iyice yapıştı. "Kahretsin
Mary. Bu insanların hepsi gitsin buradan."
George'a döndüm. "Herkesi dışarı çıkarın." Henry'nin nasıl utanarak yan gözle Anne'e baktığını
fark ettim ve Anne'in onu yerde yatar vaziyette gözünden yaşlar akarken görmesinin verdiği
acının çektiği fiziksel acıya kıyasla daha büyük olduğunu anladım.
304 ¦ Philippa Gregory
"Git buradan Anne," dedim alçak sesle. Benimle tartışmadı. Tenis kortunun gerisine çekilip
bütün saray eşrafıyla birlikte kralı zafer atışı sırasında neyin yere yıktığını duymak için bekledi.
"Neren acıyor?" diye sordum hemen. Göğsünü ya da belini gösterecek, içinde bir şeylerin
yırtılmış olacak ya da kalbi düzensiz atacak diye ödüm patlıyordu. İçeride bir yerlerin zarar
görmesinden ve onarılamayacak olmasından korkuyordum.
"Ayağım," dedi, kelimeyi yutarak. "Ne aptalım. Ayağımın yan tarafına bastım. Sanırım kırıldı."
"Ayağın mı?" Öyle rahatlamıştım ki, neredeyse bir kahkaha patlatacaktım. "Tanrım, Henry,
neredeyse ölmek üzere olduğunu sandım!"
Başını kaldırıp çatılan kaşlarının arasından bana gülümsedi. "Tenis oynamaktan mı öleceğim?
Kendimi garantiye almak için mızrak dövüşünü bıraktım, şimdi sen bana tenisten ölebileceğimi
mi söylüyorsun?"
Öyle rahatlamıştım ki, nefes nefeseydim. "Tenisten ölmek mi! Hayır tabii ki! Ama düşündüm ki
belki... o kadar aniydi ve sen öyle hızla yere yapıştın ki..."
"Ve ağabeyinin eli öyle ağır ki!" diye tamamladı. Aniden üçümüz de başına toplaşıp
kahkahalara boğulduk. Henry'nin başı kucağımdaydı, George onun ellerine yapışmıştı ve kral
kırılan ayağının verdiği acıyla Boleynlerin tenis maçında ona suikast düzenlediği gibi abes bir
fikrin arasında kalmıştı.
Fransız delegeleri anlaşmalarını imzalamış, gitmek üzereydi ve büyük bir maskeli baloyla
onlara hoşçakal partisi
BOLKYN KIZI ¦ 305
verecektik. Parti kraliçenin odalarında ama kraliçenin kendisi davet edilmeden, hatta rızası bile
alınmadan yapılacaktı. Balonun düzenleyicisi aniden odaya geldi ve kralın balonun kraliçenin
odalarında yapılmasını emrettiğini söyledi. Kraliçe sanki o anda tek istediği şey buymuş gibi
gülümsedi ve adamın perdeler, halılar ve sahne için ölçü almasına izin verdi. Kraliçenin
hanımları altın ya da gümüş elbiseler giyip maskeli halde sahneye gelecek olan kral ve
dostlarıyla dans edecekti.
İçimden kraliçenin kocasını kaç kez maskeyle odasına girdiğinde tanımazdan geldiğini, kaç kez
başka kadınlarla dans edişini seyrettiğini, kralın kaç kez onun önünde beni dansa kaldırdığını
ve şimdi ikimizin birlikte onun Anne'le dans edişini seyredeceğimizi düşündüm. Yüzünde en
ufak bir öfke belirtisi bile olmadı. Hiç olmazsa ufak bir patronluk taslayıp her zamanki gibi
dansçıları kendisinin seçeceğini düşünmüştü ve bu sarayı kontrol altında tutmanın pek çok
yolundan biriydi. Ama dans başkanının elinde zaten kimin neyi oynayacağını belirten bir liste