Test Drive | Page 111

"Neyiniz var?" Sanki George'la konuşuyormuş gibi olabildiğince şefkatli ve rahat konuşuyordum. Bu gece dehşet saçan bir krala benzemiyordu. Bir oğlan çocuğu gibiydi, kederli bir oğlan çocuğu gibi. "Bugün mızrak dövüşüne katılmadım." "Biliyorum." "Bir daha da katılmayacağım." BOLEYN KIZI ¦ 295 ' "Hiç mi?" "Belki de hiç." "Ah, Henry, neden?" Durakladı. "Korktum. Bu çok utanç verici değil mi? Zırhımı giydirmeye başladıklarında korktuğumu fark ettim." Ne diyeceğimi bulamadım. "Mızrak dövüşü tehlikeli iş," dedi öfkeyle. "Siz kadınlar kenarda oturup gözdeleriniz ve üzerine bahse girdiklerinizi izlerken, borazanların sesini dinlerken anlamıyorsunuz. Mızrak dövüşünde yere devrildin mi, ölüm kalım demek. Orada artık oyun falan kalmaz." Bekledim. "Ya ölürsem?" diye sordu boş'gözlerle. "Ya ölürsem? O zaman ne olur?" Bir an dehşete düşerek bana ölümsüz ruhunun ne olacağını soruyor sandım. "Kimse kesin olarak bilmiyor," dedim tereddütle. "Onu sormuyorum." Eliyle kestirip attı. "Tahta ne olur? Babamın tacına ne olur? Bu ülkeyi yıllarca savaşıp bir araya getirdi, kimse başarmasını beklemiyordu. Bunu ondan başka kimse yapamazdı. Ve o yaptı. Ve iki oğlu vardı. İki oğlu vardı, Mary! Arthur öldüğünde geride varisi olarak hâlâ ben vardım. Hem savaş alanında, hem yatakta iyi çalışıp krallığı sağlama aldı. Ben olabildiğince güvenli bir krallık miras aldım. Güvenli hudutlar, itaatkâr lordlar, altınla dolu bir hazine ama bunu devredecek kimsem yok." Sesi öyle acıklıydı ki, söylenecek hiçbir şey yoktu. Başımı önüme eğdim. "Bu oğlan meselesi beni çok yıpratıyor. Her günümü tahtıma bir oğlan oturtamadan ölüp gideceğim diye dehşet içinde geçiriyorum. Mızrak dövüşü yapamıyorum, hatta gö296 ¦ Philippa Gregory nül rahatlığıyla avlanamıyoaını bile. Önüme bir çit çıktığında kalbimi bir kenara itip atımı atlaması için üzerine süreceğim sırada gözümün önüne bu görüntü geliveriyor, kendimi bir çukurda boynum kırılmış, ölü görüyorum ve İngiltere tacı herhangi birinin gelip takması için öylece çalılarda asılı duruyor. Kim onu başına takabilir? Kim bunu başarabilir?" Yüzündeki ve sesindeki acı artık fazla geldi. Şişeye uzanıp kadehini doldurdum. "Daha vakit var," dedim, dayım bu noktada ne söylememi isterdr diye düşünerek. "Benimle verimli olduğunu biliyoruz. Oğlumuz senin kopyan." Pelerinine daha sıkı sarındı. "Gidebilirsin," dedi. "George seni odana götürmek için bekliyor mu?" "Her zaman bekler," dedim irkilerek. "Kalmamı istemiyor musun?" "Bu gece ruhum çok karanlık," dedi dürüstçe. "Kendi ölümümün olasılıklarıyla yüzleşmek zorunda kaldım ve seninle çarşafların arasında oynaşacak gücüm kalmadı." Reverans yaptım. Kapıda durup odaya tekrar baktım. Çıktığımın farkında değildi. Pelerinine sarınarak koltuğunda hâlâ kambur vaziyette oturmuş sanki kızıl küllerde geleceğini görecekmiş gibi gözlerini korlara dikmişti. "Benimle evlenebilirsin," dedim alçak sesle. "Zaten iki çocuğumuz var ve biri oğlan." "Efendim?" Başını kaldırıp mutsuzluğuyla buğulanmış mavi gözleriyle bana baktı. Dayım daha da ileri gitmemi isterdi, biliyordum. Fakat ben hiçbir zaman öyle üsteleyecek bir kadın değildim. "İyi geceler," dedim şefkatle. "İyi geceler tatlı prens." Ve onu kendi karanlığıyla baş başa bıraktım. YKy.vD 'rKîi'fflI • ¥¦'•' ^afıar 1527 Kraliçenin güçten düşüşü gittikçe daha da bariz oldu. Şubat ayında saray Fransa'dan gelen delegeleri ağırladı. Onlar kâğıtları incelenirken bekletilmedi, ziyafetlerle, şenliklerle, türlü partilerle ağıdandılar ve kısa süre içinde İngiltere'ye Prenses Mary'nin ya Fransa Kralı ya da kralın oğluyla yapılacak evlilik anlaşması için geldikleri anlaşıldı. Prenses Mary, Ludlow Şatosu'ndaki sakin inzivasından çıkartılıp delegelere sunuldu, dans etmeye, şarkı söylemeye ve