Başımı kaldırıp ona gülümsedim. Hazırcevaplılıkta An-ne'den çok daha yavaştım, o yüzden kırk
yılda bir bu ağır işleyen elime bir silah geçtiğinde bunu kullanmak büyük zevkti. "Evet," dedim.
"Sanırım haklısın. Ama bir de üçüncü tip kadınlar vardır ki, erkekler onları ne eş, ne de metres
almaya yanaşıyor. Noel'de eve yalnız giden' kadınlar. Ve galiba sen onlardan bilisin ablacığım.
tyi günler."
Topuklarımın üzerinde dönüp yanından uzaklaştım. Ona eşlik etmek zorunda olan askerlere
başıyla işaret verip tırıs tırıs kapıdan çıkmaktan ve oradan Kent'e giden yolda ilerlemekten
başka bir şey yapamadı. O uzaklaşırken havada birkaç kar tanesi savruluyordu.
Biz Noel ziyafeti için Greenwich'e yerleşir yerleşmez kraliçenin akıbetinin ne olacağı belliydi.
Onunla ilgilenilmeyecek, suratına bakılmayacaktı, saraydaki herkes onun gözden düştüğünü
biliyordu. Bu çok acı bir sahneydi, gündüz vakti küçük kuşların saldırısına uğrayan bir baykuşu
seyretmek gibiydi.
Yeğeni İspanyol İmparatoru olacakları kısmen biliyordu. İngiltere'ye yeni bir elçi gönderdi, Elçi
Mendoza, kraliçeyi krala karşı koruması, İngiltere'yle İspanya'nın yeniden arasının düzelmesi
konusunda güvenilebilecek kurnaz bir avukat. Dayımın Kardinal Wolsey'le fısır fısır bir şeyler
tartıştığını gördüm ve Elçi Mendoza'nın işlerini hiç de kolaylaştırmaya çalışmadığını tahmin
ettim.
Ve haklıydım. Bütün Noel ziyafeti boyunca elçinin saraya girmesine izin verilmedi, kâğıtları
resmen tanınmadı, kra" BOLEYN KIZI ¦ 293
hn karşısında eğilmesine fırsat tanınmadı, hatta kraliçeyi görmesine bile izin verilmedi.
Kraliçenin mektuplarıyla mesajları takip edildi, gelen hediyeleri bile ancak oda hizmetçilerinin
kontrolünden geçtikten sonra alabildi.
Noel yortusu on ikinci gününe vardı ama yeni İspanyol elçisi hâlâ kraliçeyle görüşemedi. Ancak
ocak ayının ortasında Wolsey bu kedi fare oyununa son verip Mendoza'yı yeni İspanyol elçisi
olarak tanıdı ve kâğıtlarını saraya getirip kraliçeye mesajlar iletmesine izin verdi.
Kardinalin uşaklarından biri gelip elçinin onunla görüşmek istediğini söylediğinde kraliçenin
odalarındaydım. Kraliçenin yanaklarına renk geldi, hemen ayağa fırladı. "Elbisemi değiştirmem
lazım ama vakit yok."
Ona eşlik eden tek hanım olarak koltuğunun arkasında durdum. Diğer herkes kralla birlikte
bahçede yürüyordu.
"Elçi Mendoza bana yeğenimden haber getirecek." Kraliçe koltuğuna oturdu. "Ve umut
ediyorum yeğenimle kocam arasında bir ittifak kuracak. Aileler kavga etmemeli. İngiltere'yle
İspanya kendimi bildim bileli hep yandaştı. Böyle bölünmemiz çok yanlış."
Başımla onu onaylarken kapı açıldı. İçeri giren maiyetiyle birlikte yeğeninden özel belgeler,
armağanlar getiren İspanyol elçisi değildi. Kardinaldi, kraliçenin en büyük düşmanı ve İspanyol
elçisini kraliçenin odasına ipinin ucunda oynattığı bir ayı gibi soktu. Elçi esir alınmıştı.
Kraliçeyle özel konuşması mümkün değildi, çantasında taşıdığı bütün sırları çoktan ele
geçirilmiş olmalıydı. Kralı İspanya'yla ittifaka götürecek olan adam bu olamazdı. Kraliçeyi
saraydaki eski mevkiine taşıyacak adam d'*bu olamazdı. Bu adam düpedüz kardinal tarafından
esir alınmıştı.
294 ¦ Philippa Gregory
Kraliçenin elçiye öpmek için uzattığı elinde en ufak bir titreme yoktu. Sesinin ayarı mükemmel
ve pürüzsüzdü. Kardinali zarif bir reveransla karşıladı. Onu gözleyen kimse asık suratlı elçi ve
gülümseyen kardinal odasına girdiğinde başına taşlar düştüğünü anlayamazdı. Ama kraliçe o
anda biliyordu ki ne arkadaşları, ne de ailesinin ona yardım etmeye gücü vardı. Feci halde,
tamamıyla, bütün tehlikelere açık vaziyette, yalnızdı.
Ocak ayı sonunda bir mızrak dövüşü yapıldı ama kral katılmayı reddetti. Onun yerine kraliyet
sancağını taşımak üzere George seçildi. Kral adına kazandı ve teşekkür olarak kendisine bir çift
deri eldiven armağan edildi.
O gece kralı ciddi bir suratla, yanında yarısı boş bir şişe kırmızı şarap, şöminenin beyaz külleri
arasında yuvarlanırken kalan damlalanyla ufak bir kırmızı gölcük oluşturan boş diğer bir şarap
şişesi ve üzerinde kalın bir robdöşambr-la odasının şöminesinin önünde otururken buldum.
"İyi misiniz, Majesteleri?"
Başını kaldırdığında mavi gözlerinin kan çanağı gibi olduğunu ve kafasını tutamadığını fark
ettim.
"Hayır," dedi alçak sesle.