Oğlumun pembe yanaklarına, bağcıklı şapkasının altından tel tel ışıldayan altın sarısı saçlarına,
sakin ve kendine güvenli bakışlarla George'dan benim yüzüme odaklanan koyu mavi gözlere
bakıp gülümsedim. "Gerçekten kralın kopyası."
"Çok tuhaf," dedi George sesini sadece benim duyabileceğim şekilde alçaltarak. "Düşünsene,
bu minicik yaratığa
BOLEYN KIZI ¦ 269
sadakat yemini edebiliriz. Bir gün Avrupa'nın en büyük adamı olabilir, bir gün senle ben
tamamıyla ona bağlı olabiliriz."
Tahtaya daha sıkı yapıştım, tahta çerçeveye bağlanmış bu bedenin sıcaklığını vücudumda
hissettim. "Yalvarırım Tanrım, gelecekte her ne olacaksa olsun sen onu koru," diye fısıldadım.
"Hepimizi koru," diye düzeltti George. "Onu tahta taşımak hiç de kolay olmayacak."
Bebeği benden alıp sanki bu konuşmayı devam ettirmek için sabırsızlanıyormuş gibi
çekinmeden sütanneye verip beni ön kapıya götürdü. Kapının basamaklarında iki yaşında,
bebeklikten kalma küçük giysilerinin içinde bana bakan bir kız çocuğu gördüğümde olduğum
yerde durdum. Catherine, kızım, yüzüme sanki bir yabancıymışım gibi bakıyordu.
Avlunun taşlarına dizüstü çöküverdim. "Catherine, ben kimim biliyor musun?"
Küçük beyaz yüzü titredi ama ağlamadı. "Annem."
"Evet," dedim. "Seni daha önce görmek istedim ama izin vermediler. Seni çok özledim, kızım.
Seni yanıma almak istedim."
Başını kaldırıp küçücük elini tutan hizmetçiye baktı. Hafifçe eli sıkıldığında cevap vermesi
gerektiğini anladı. "Evet, anneciğim," dedi incecik sesiyle.
"Beni hatırlıyor musun?" diye sordum. Sesimdeki acı etrafımda beni duyabilecek herkese
ulaşacak kadar belirgindi. Catherine başını kaldırıp elini tutan hizmetçiye baktı, sonra yüzüme
döndü. Dudakları titredi, yüzü buruştu ve gözyaşlarına boğuldu.
270 ¦ Philippa Gregory
"Tanrım," dedi George ölçülü bir sesle. Elleri dirseklerimin altına sıkıca yerleşip beni yukarı
kaldırdı ve evimin eşiğinden içeri soktu, sonra sertçe büyük salona itti. Yaz ortası olmasına
rağmen şömine yanıyordu.
"Nasılsınız?" dedi lafı uzatmadan. Bizi salona doğru takip eden ev ahalisine döndü. "Dışarı.
İşinizin başına dönün," diye emretti.
"Mary'nin nesi var?" diye sordu büyükanne.
"Sıcak, güneş," diye uydurdu George o anda aklına ne geliyorsa. "Ata bindi. Doğum sonrası."
"O kadarcık mı?" diye sordu büyükanne iğneli iğneli.
George beni bir koltuğa itip kendi de bir diğerine oturdu. "Çok susadı," diye ekledi. "Bir kadeh
şarap için herhalde canını verir. Şahsen ben verirdim, efendim."
Yaşlı kadın onun bu saygısızlığına gülümsedi ve arkasındaki koca büfeyi gösterdi. George
ayağa kalkıp kendine ve bana birer kadeh şarap doldurdu. Kendisininkini bir dikişte bitirip bir
kadeh daha aldı.
Ben elimin tersiyle yüzümü silip etrafıma bakındım. "Catherine'in bana getirilmesini istiyorum,"
dedim.
"Vazgeç," diye tavsiyede bulundu George.
"Beni neredeyse hiç tanımıyor. Bana sanki beni toptan unutmuş gibi bakıyor."
"O yüzden vazgeç diyoaım ya."
Tartışmaya devam edecektim ama George izin vermedi. "Ziller çalar çalmaz hizmetçinin biri
onu odasından kapıp alelacele en iyi giysilerini giydiıtmiş, çekiştire çekişüre aşağı indirip
nazikçe seni karşılaması gerektiğini söylemiştir. Zavallı çocuğun herhalde korkudan midesi
bulanmıştır. Tanrım, Mary, annemle babam bizi görmeye geleceğinde yaşanan kargaşayı
hatırlamıyor musunMlk kez saraya adım
BOLEYN KIZI ¦ 271
atmaktan daha beterdi. Sen korkuyla kusardın, Anne en güzel giysiler