Test Drive | Page 7

BÖLÜM 1 TELEFON Her şey bundan tam iki ay önce başladı. Bir film projesinde çalışmak üzere Türkiye’ye gelen Türk asıllı Amerikan bir oyuncu için, çok acil ‘iyi derecede İngilizce bilen bir bodyguard’ talebinde bulunuldu. İşlerin patlaması sayesinde bir anda elli kişiye ulaşan kadromuzda, yabancı dil bilen sadece beş kişi bulunuyordu. Gerçi diğerleri de eğitim programlarına alınmışlardı ama yine de çoğunluk henüz çat pattan öteye gidememişti. İngilizceyi layıkıyla konuşabilen ve o anda boşta olan sadece ben ve Toprak vardı. Bu iş için ajansa telefon geldiğinde, yirmi günlük tatil iznimden yeni dönmüş, patronumuzun odasında onun gelmesini bekliyordum. Babamdan iyi olmasın, çok sevdiğim patronum Ertuğrul Bey, elinde iki bardak kahveyle odaya girdi. Ah, söylemeyi unuttum! Atatürk ile tanışmak ister miydiniz? Ya da en azından yüzünü görmeyi? O zaman bizim ajansa gelmelisiniz, çünkü Ertuğrul Bey görsel olarak bire bir Atatürk’ün kopyasıdır. Doğru söylüyorum! Onunla ilk tanıştığım zaman, ağzım açık ve nefesim tutuk bir halde öylece kalakalmıştım. Aynı gözler, aynı elmacık kemikleri ve kaşlar ve en az onun kadar mağrur bir ses tonu. Yanında olmak ve yüzüne bakmak hâlâ beni çok etkiler… Neyse, bakın yine konuyu dağıttım! Patronum elinde iki fincan kahveyle ve tabii ki o enfes kahvenin kokusuyla odaya geldi. Kokuya aldanmamak için nefesimi tuttum.