Test Drive | Page 17

Elindeki mendille burnunu sildikten sonra, nihayet dindiğini sandığım gözyaşları tekrar akmaya başladı. “Kırılan camların bazıları, sol kolunda derin kesiklere yol açmış ve bir ayağı ezilmiş! Her yerinde çok fazla çürüğü ve cam kesiği var. Sadece koluna, tam seksen dikiş attılar!” Detayları dinledikçe yüzüm daha da beyazlaştı. “O böyle araba kullanmazdı! Biliyorsun, çok iyi bir şofördür!” Dilber Teyze bir anda koluma yapıştı. “Asla içkiliyken araba sürmezdi. Biliyorsun! Neden yaptığını anlamıyorum! Sen gittikten sonra iyice tatsızlaşmıştı zaten. Belli ki bir derdi vardı. Sen de olmayınca, daha da içine kapandı. Bize de hiç bir şey anlatmıyor. Of, tanrım! Sen gece onunlaymışsın. Sana söyledi mi, kızım? Onu böyle deliye çevirenin ne olduğunu biliyor musun?” diye sordu. Gözleri, çaresiz bir yakarış gibi gözlerime kilitlemişti. Ne diyeceğimi bilemedim, çünkü bütün her şeye ben sebep olmuştum ve bunu kadına söyleyecek yüreğin binde birine bile sahip değildim o anda. Sesimin beni ele vereceğinden korkup sessizce başımı iki yana salladım. Dilber Teyze oturduğu koltukta eğilip, başını ellerinin arasına aldı ve sessizce ağlamaya devam etti. Elimi sırtına koyup teselli etmek istedim ama içim elvermedi. Çünkü oğluna, en iyi arkadaşıma, belki de dünyada beni böyle sevebilecek tek adama, bu kötülüğü ben yapmıştım. O yüzden, hiçbir şey bilmiyormuş gibi ikiyüzlülükle kadını sarmalayıp avutamadım. Yapamadım. İki saatin ardından onu ameliyathaneden çıkardıklarında, yüzünün yarısında ve bir kolu ile bacağının tamamında sargılar vardı. Hasta bakıcı tekerlekli sedyeyi hızla odaya doğru sürüklerken, koridorda bir koşturmaca baş gösterdi. Bir an için koşup, ‘diğerleri gibi’ ben de ona yetişmek ve elini tutup özür dilemek istedim, ama iki adım atamadan bu düşüncemden vazgeçtim. Bütün herkes onunla birlikte koridorun sonunda gözden kayboldu. Ben ise öylece boş gözlerle arkalarından bakakaldım. İçim suçluluk duygusu ve pişmanlıkla kaynıyordu çünkü. Toprak’ın karşısına çıkacak özgüvenim, onu o halde görünce arsızca af dileyecek yüzüm yoktu. Tenim buz gibi, içim kaskatı ve yüreğim taşmak üzere olan bir barajın duvarları gibiydi. Kendimi bok gibi hissediyordum.