Elindeki mendille burnunu sildikten sonra, nihayet dindiğini sandığım gözyaşları
tekrar akmaya başladı.
“Kırılan camların bazıları, sol kolunda derin kesiklere yol açmış ve bir ayağı
ezilmiş! Her yerinde çok fazla çürüğü ve cam kesiği var. Sadece koluna, tam seksen dikiş
attılar!” Detayları dinledikçe yüzüm daha da beyazlaştı. “O böyle araba kullanmazdı!
Biliyorsun, çok iyi bir şofördür!” Dilber Teyze bir anda koluma yapıştı. “Asla içkiliyken
araba sürmezdi. Biliyorsun! Neden yaptığını anlamıyorum! Sen gittikten sonra iyice
tatsızlaşmıştı zaten. Belli ki bir derdi vardı. Sen de olmayınca, daha da içine kapandı.
Bize de hiç bir şey anlatmıyor. Of, tanrım! Sen gece onunlaymışsın. Sana söyledi mi,
kızım? Onu böyle deliye çevirenin ne olduğunu biliyor musun?” diye sordu.
Gözleri, çaresiz bir yakarış gibi gözlerime kilitlemişti. Ne diyeceğimi bilemedim,
çünkü bütün her şeye ben sebep olmuştum ve bunu kadına söyleyecek yüreğin binde
birine bile sahip değildim o anda. Sesimin beni ele vereceğinden korkup sessizce başımı
iki yana salladım.
Dilber Teyze oturduğu koltukta eğilip, başını ellerinin arasına aldı ve sessizce
ağlamaya devam etti. Elimi sırtına koyup teselli etmek istedim ama içim elvermedi.
Çünkü oğluna, en iyi arkadaşıma, belki de dünyada beni böyle sevebilecek tek adama, bu
kötülüğü ben yapmıştım.
O yüzden, hiçbir şey bilmiyormuş gibi ikiyüzlülükle kadını sarmalayıp
avutamadım. Yapamadım.
İki saatin ardından onu ameliyathaneden çıkardıklarında, yüzünün yarısında ve
bir kolu ile bacağının tamamında sargılar vardı. Hasta bakıcı tekerlekli sedyeyi hızla
odaya doğru sürüklerken, koridorda bir koşturmaca baş gösterdi. Bir an için koşup,
‘diğerleri gibi’ ben de ona yetişmek ve elini tutup özür dilemek istedim, ama iki adım
atamadan bu düşüncemden vazgeçtim. Bütün herkes onunla birlikte koridorun sonunda
gözden kayboldu. Ben ise öylece boş gözlerle arkalarından bakakaldım. İçim suçluluk
duygusu ve pişmanlıkla kaynıyordu çünkü. Toprak’ın karşısına çıkacak özgüvenim, onu
o halde görünce arsızca af dileyecek yüzüm yoktu.
Tenim buz gibi, içim kaskatı ve yüreğim taşmak üzere olan bir barajın duvarları
gibiydi. Kendimi bok gibi hissediyordum.