Birden, batıda bir hareket sezdi. Hickey donmuĢ denize bakmak için kafasını sola
doğru çevirdi.
Ona doğru bir Ģey geliyordu. Belki de diğer hisleri gibi insanüstü ve doğaüstü olan
duyumuydu. Ġlk olarak buzun çatladığını hissetti.
Ġki ayaklı geniĢ bir Ģey ona doğru yürüyordu.
Hickey yıldızın parlaklığını mavi-beyaz kürkün üstünde gördü. Gülümsedi. HoĢ
gelmiĢti.
Buzdan gelen yaratık artık korkulacak bir Ģey değildi. Hickey onun bir yırtıcı hayvan
olarak değil aynı zamanda kendi kulu olarak geldiğini biliyordu. Hatta o ve yaratık bu
noktada eĢit bile değillerdi; Cornelius Hickey eldivenli elinin bir hareketiyle onu yok olması
için ya da onu evrenin en uzak köĢesine sürmek için emir verebilirdi.
Yaratık, bazen dört ayak üzerinde, ancak daha çok iki koca ayağı üzerinde tıpkı bir
adam gibi uzun adımlar atarak yaklaĢtı. Buna rağmen hareketleri hiçbir Ģekilde insana
benzemiyordu.
Hickey derin kozmik iç huzur dünyasında garip bir tedirginlik hissetti. Yaratık görüĢ
alanından çıkarak tekne ve kızakların bulunduğu yere yaklaĢmıĢtı. Hickey onun tenteler
arasında dolaĢtığını, donmuĢ vücutları pençelerine aldığını, diĢlerinin gıcırtısını ve soluk
alıp vermesini duyuyordu; ama onu göremiyordu. Kafasını çevirip bakmaya korktuğunu
fark etti.
Dümdüz ileri baktı, gördüğü tek Ģey Magnus'un boĢ göz çukurlarıydı.
Ve birden yaratık oraya geldi. KüpeĢtenin orada olduğundan çok daha büyük
gözüküyordu; üst gövdesi iki metrelik bir tekneden daha yüksekti.
Hickey nefesini göğsünde sıkıĢtığını hissetti.
Yıldızların ıĢığı altında, Hickey'in görüĢü açılmıĢtı, bu Ģey Ģimdiye kadar gördüğü,
hatta hayal ettiğinden bile daha korkunç bir yaratıktı. Tıpkı kendisi gibi bu yaratığın da
mükemmelden korkunca doğru ilerleyen bir dönüĢümü vardı.
Büyük gövdesini küpeĢteye dayadı ve binlerce yüzyıllık leĢ kokulu nefesini kalafatçı
yardımcısına doğru üfledi.
Hickey, eğer mümkün olsaydı, oracıkta diz çökecek ve yaratığın emir kulu olacaktı.
Ancak kaskatı kesilmiĢti. Artık kafası bile yerinden oynamıyordu.
Yaratık Magnus Manson'ın cesedini kokladı, uzun ve çirkin burnunu tekrar tekrar
Magnus'un önünü kaplayan kahverengi buz Ģelalesinde gezdirdi. Koca dili donmuĢ kanı
itinayla yaladı. Hickey bu cesedin sevgili arkadaĢına ait olduğunu açıklamak istedi; bu
ceset iyi korunmalıydı ki o, kalafatçı yardımcısı Hickey olarak değil, sonradan kazandığı
benliğiyle arkadaĢının sevgili gözlerini iyileĢtirip ona bir gün hayat lifleyebilsin.
Yaratık aniden, hatta hiç hesapta yokken, Magnus'un kafasını yedi.
Çıkan ses çok korkunçtu. Hickey eldivenli ellerini küpeĢteden kaldırabilseydi
duymamak için kulaklarını kapatırdı; ama onları yerinden oynatamadı bile.