Yaratık, Magnus'un koca bacağından bile kalın olan beyaz kürkle kaplı kollarını
savurup ölü adamın göğsünü eziverdi. Göğüs kafesi ve omurga kemikleri etrafta
uçuĢmaya baĢlarrügp. Hickey, yaratığın Magnus'un kaburga kemiği ve sırt kemiği kırma
konusundaki skorunu yenemediğini fark etti. Yaratık Magnus'u, porselen bir bebeği kırar
gibi paramparça etmiĢti.
Hickey neden böyle düĢündüğünü bile bilmeden, Yutacak bir ruh arıyor, diye
düĢündü.
Hickey artık kafasını bir gıdım bile oynatamıyordu. Bu yüzden yaratığın Magnus
Manson'ı buzdan kazıyarak yiyiĢini izlemek zorundaydı. Yaratığın koca diĢleriyle ağzındaki
parçaları çatırdatma-sı Hickey'in bir zamanlar buz parçalarını çiğnemesine benziyordu.
Yaratık, Magnus'un etini, teknenin pruvasına kadar dağılıp donan kemiklerinden sıyırdı.
Onları da kırıp açtıktan sonra kemiğin iliğini emdi. Rüzgâr teknenin ve kızağın etrafında
farklı müzikal notalar oluĢturarak uğuldadı. Hickey cehennemden gelen bu Allah'ın belası
Ģeyi, beyaz kürklü bir ceket içinde kemikten yapılmıĢ flütünü çalarken hayal etti.
Yaratık daha sonra onun için de geldi.
Önce dört ayağı üstüne düĢtü, Hickey'in görüĢ alanı dıĢınday-dı ve her nasılsa
görünmezken daha da korkutucuydu. Sonra basınç sırtı oynamalarına benzer bir hareketle
Hickey'in önünde belirdi ve kalafatçı yardımcısının görüĢ alanını tümüyle kapladı. Hiç
kırpmadığı siyah ve ürkütücü gözleri kalafatçı yardımcısının birkaç santim uzağındaydı.
Yaratığın sıcak nefesi Hickey'i sardı.
"Ah," dedi Cornelius Hickey.
Bu Hickey'in son sözü oldu; aslında tek baĢına bir sözcükten ibaret değildi, sanki
uzun ve dehĢete kapılmıĢ bir soluk vermeydi. Hickey göğsünden, boğazının üstünden,
açık ve gergin ağzından, dağılmıĢ diĢleri arasından uçup giden son soluğunu hissetti;
ancak bunun onu sonsuza dek terk eden nefesi olmadığını anladı. Bu onun ruhu, özüydü.
Yaratık, Hickey'in bedeninden ayrılan ruhu içine çekti.
Fakat daha sonra yaratık hapĢırdı, homurdandı, geri çekildi, koca kafasını sanki
kirlenmiĢ gibi salladı. Sonra dört ayak üstüne inip Cornelius Hickey'in manzarasını terk etti.
Her Ģey Cornelius Hickey'in uçsuz bucaksız manzarasını sonsuza dek terk etmiĢti.
Yıldızlar gökyüzünden inip onun buz kristali gözlerine tutun-dular. Kuzgun, bir
karanlık gibi onun üstüne çöktü ve Tuıtn-baa'm dokunmaya tenezzül etmeyeceği Ģeyi o
hırsla yiyip bitirdi.
Nihayet Hickey'in kör gözleri soğuktan paramparça oldu ve bir daha açılmadı.
Vücudu teknenin kıç tarafında kaskatı kalmıĢtı. Bacakları dıĢa dönmüĢtü; botları da
da