Onlarla birlikte kızak çekebileceğini göstermeliydi. O iğrenç fok etini taĢıyabilecek kadar
bile gücü olduğuna onları inandırabilirdi.
Ona ölü bir adam muamelesi yaptıklarına inanamıyordu. O, iyi bir denizcilik
kariyerine sahip ve oldukça deneyimli bir kamarottu. Seferdeki diğer denizcilerden hiçbir
eksiği olmayan, canlı bir insandı. Eğer Elisabeth ve oğlu Avery hâlâ hayattaysa ve Thomas
Jopson'ın keĢif ekibinden aldığı maaĢla kiraladıkları evden mahkeme kararıyla
çıkartılmadılarsa, Portsmouth'ta bir ailesi ve bir de evi vardı.
Kurtarma Kampı, ya etraftaki çadırlardan yükselen ya da rüzgârın yarattığı uğultu
dıĢında sessiz ve boĢtu. Çakılları ezen çizme sesleri, küfürleĢmeler, ara sıra atılan
kahkahalar, nöbete giden ya da nöbetten dönen adamların konuĢmaları, çadırlar arası
bağrıĢ-malar, çekiç ya da testere sesleri, tütün kokusu... Hepsi bitmiĢti ve Ģimdi tekneler
uzaklaĢtıkça azalan birkaç ses duyuyordu.
Thomas Jopson
beklemeyecekti.
dünyanın
ucundaki
bu
buz
gibi
kampta
kalıp
ölümü
Var olan tüm gücünü kullanıp uyku tulumunu omuzlarına kadar sıyırmayı baĢardı.
Vücudundan akan ter, kan ve diğer sıvıları yataktan kalkmadan önce silmek zorunda
olması iĢini daha da zorl aĢtırıyordu.
Dirsekleri üstünde hareket ederek çadırın giriĢine ulaĢan Jopson'ın dıĢarıdaki soğuk
karĢısında nefesi kesildi. Çadırdaki loĢ fener ıĢığına ve basık havaya alıĢtığı için bu
aydınlık ve soğuk hava bir anda ciğerlerini çalıĢtırmıĢ, kısık gözlerini yaĢanmıĢtı.
Gözleri alıĢınca aslında dıĢarının karanlık ve sisle kaplı olduğunu fark etti. Çadırlar
arasında hareket eden sis sanki geride bırakılan tüm ölü denizcilerin ruhları gibiydi. Bu
yoğun sis tabakası kamarotun aklına Teğmen Little, Buz Uzmanı Reid ve Harry Peglar'ı
açık su bulmak için gönderdikleri o günü getirdi.
Onları ölüme göndermiĢiz, diye düĢündü.
Yerdeki çöreklerin ve fok etinin arasından sürünerek çadırın dıĢına çıkmaya
çalıĢırken kendini lanet bir putperest mabudu ya da Tanrılara sunulan bir kurban gibi
hissetmiĢti. Hissiz bacaklarını çadırın dıĢına sürükledi.
Etrafa bakıp toplanmamıĢ birkaç çadır görünce Jopson umutlandı; adamların
teknelerin bulunduğu yere iĢleri vardı ve geri döneceklerdi. Ama sonra Hollanda
çadırlarının birçoğunun toplanıp kaldırıldığını fark etti.
Hayır, kaldırılmamıĢ. Gözleri sise alıĢtıkça daha net görmeye baĢlamıĢtı; çadırların
çoğu kampın güneyindeki teknelerin yakınına taĢınmıĢ ve rüzgârdan uçmasınlar diye
üstlerine taĢlar yığılmıĢtı. Jopson'ın kafası karıĢtı. Eğer kampı terk etselerdi çadırları yanlarına almazlar mıydı? Sanki önce gitmeye karar vermiĢ sonra da vazgeçmiĢlerdi. Nereye?
Ve neden? Hasta ve bilinci yarı açık olan genç adam bütün bunlara hiçbir anlam
veremiyordu.
Sis kalktıktan sonra adamların kırk beĢ metre ileride kızak çektiklerini gördü. Her
kızağı en az on kiĢi çekiyor ve bu da ağır hasta olanların birçoğunun kampta ölüme terk
edildiğini gösteriyordu.