Test Drive | Page 428

Onlarla birlikte kızak çekebileceğini göstermeliydi. O iğrenç fok etini taĢıyabilecek kadar bile gücü olduğuna onları inandırabilirdi. Ona ölü bir adam muamelesi yaptıklarına inanamıyordu. O, iyi bir denizcilik kariyerine sahip ve oldukça deneyimli bir kamarottu. Seferdeki diğer denizcilerden hiçbir eksiği olmayan, canlı bir insandı. Eğer Elisabeth ve oğlu Avery hâlâ hayattaysa ve Thomas Jopson'ın keĢif ekibinden aldığı maaĢla kiraladıkları evden mahkeme kararıyla çıkartılmadılarsa, Portsmouth'ta bir ailesi ve bir de evi vardı. Kurtarma Kampı, ya etraftaki çadırlardan yükselen ya da rüzgârın yarattığı uğultu dıĢında sessiz ve boĢtu. Çakılları ezen çizme sesleri, küfürleĢmeler, ara sıra atılan kahkahalar, nöbete giden ya da nöbetten dönen adamların konuĢmaları, çadırlar arası bağrıĢ-malar, çekiç ya da testere sesleri, tütün kokusu... Hepsi bitmiĢti ve Ģimdi tekneler uzaklaĢtıkça azalan birkaç ses duyuyordu. Thomas Jopson beklemeyecekti. dünyanın ucundaki bu buz gibi kampta kalıp ölümü Var olan tüm gücünü kullanıp uyku tulumunu omuzlarına kadar sıyırmayı baĢardı. Vücudundan akan ter, kan ve diğer sıvıları yataktan kalkmadan önce silmek zorunda olması iĢini daha da zorl aĢtırıyordu. Dirsekleri üstünde hareket ederek çadırın giriĢine ulaĢan Jopson'ın dıĢarıdaki soğuk karĢısında nefesi kesildi. Çadırdaki loĢ fener ıĢığına ve basık havaya alıĢtığı için bu aydınlık ve soğuk hava bir anda ciğerlerini çalıĢtırmıĢ, kısık gözlerini yaĢanmıĢtı. Gözleri alıĢınca aslında dıĢarının karanlık ve sisle kaplı olduğunu fark etti. Çadırlar arasında hareket eden sis sanki geride bırakılan tüm ölü denizcilerin ruhları gibiydi. Bu yoğun sis tabakası kamarotun aklına Teğmen Little, Buz Uzmanı Reid ve Harry Peglar'ı açık su bulmak için gönderdikleri o günü getirdi. Onları ölüme göndermiĢiz, diye düĢündü. Yerdeki çöreklerin ve fok etinin arasından sürünerek çadırın dıĢına çıkmaya çalıĢırken kendini lanet bir putperest mabudu ya da Tanrılara sunulan bir kurban gibi hissetmiĢti. Hissiz bacaklarını çadırın dıĢına sürükledi. Etrafa bakıp toplanmamıĢ birkaç çadır görünce Jopson umutlandı; adamların teknelerin bulunduğu yere iĢleri vardı ve geri döneceklerdi. Ama sonra Hollanda çadırlarının birçoğunun toplanıp kaldırıldığını fark etti. Hayır, kaldırılmamıĢ. Gözleri sise alıĢtıkça daha net görmeye baĢlamıĢtı; çadırların çoğu kampın güneyindeki teknelerin yakınına taĢınmıĢ ve rüzgârdan uçmasınlar diye üstlerine taĢlar yığılmıĢtı. Jopson'ın kafası karıĢtı. Eğer kampı terk etselerdi çadırları yanlarına almazlar mıydı? Sanki önce gitmeye karar vermiĢ sonra da vazgeçmiĢlerdi. Nereye? Ve neden? Hasta ve bilinci yarı açık olan genç adam bütün bunlara hiçbir anlam veremiyordu. Sis kalktıktan sonra adamların kırk beĢ metre ileride kızak çektiklerini gördü. Her kızağı en az on kiĢi çekiyor ve bu da ağır hasta olanların birçoğunun kampta ölüme terk edildiğini gösteriyordu.