"Komutanım, bazılarımız farklı düĢünüyor. Geri dönmek istiyoruz YüzbaĢı Crozier."
YüzbaĢı uzun bir süre genç subaya baktı. Onun, aylardır tayfalara nefret aĢılayan
Hickey, Aylmore ve birkaç tane daha deniz avukatı tarafından kullanılan basit bir aracı
olduğunu biliyordu. Ama genç Hodgston'ın bunu farkında olup olmadığını merak ediyordu.
"Nereye dönmekten bahsediyorsun, Teğmen?" diye sordu Crozier sonunda.
"Gemiye, komutanım."
"Terör'ün orada olduğunu mu sanıyorsun, Teğmen?" Bu soruyu haklı kılarcasına
güneylerindeki buz denizi korkunç patlamalarla ve depremi andırır titremelerle sarsıldı.
Sahilden yüzlerce metre ötedeki buzdağı parçalara ayrılıp yıkıldı.
Hodgson bir çocuk gibi omuz silkti. "Gemi orada olsa da olmasa da, komutanım,
Terör Kampı orada. Terör Kampı'na yiyecek, kömür ve tekneleri bırakmıĢtık."
"Anladım," dedi Crozier. "Hepimiz bıraktık. Ve hepimiz o yiyecekleri yemeyi çok
isterdik. Bazılarımızı korkunç bir biçimde öldüren konserve yiyecekleri bile. Ama Teğmen,
Terör Kampı seksen ya da yüz elli kilometre ötede. Oradan ayrılalı neredeyse yüz gün
oldu. KıĢ mevsiminin eĢiğinde oraya yürümeyi ya da kızak çekerek ilerlemeyi gerçekten
düĢünen var mı aranızda? Kampınıza ulaĢtığınızda kasım ayının sonu gelmiĢ olur. Zifiri
karanlık. Ayrıca geçen kasım ayındaki soğuğu ve fırtınaları hatırlatırım."
Hodgson baĢıyla onayladı ve bir Ģey demedi.
Cornelius Hickey, iki büklüm duran Teğmen'in yanına geldi ve "Kasım ayının
sonuna kadar yürümeyi planlamıyoruz," dedi. "Geldiğimiz yolun sahilindeki buzların
çözüldüğünü düĢünüyoruz. Yelken açıp, beĢ tekneyi köle gibi taĢıyarak geldiğimiz o lanet
olası burnun etrafından dolaĢacağız ve bir ay içinde Terör Kampında olacağız."
Toplanan tayfalar heyecanla aralarında mırıldandılar.
Crozier baĢıyla onayladı. "Buzlar erim