49
CROZIER
Crozier birkaç dakikalığına uykuya daldığı anda aynı rüyayı görmeye baĢlıyordu.
Güvertesiz bir teknedeki iki iskelet. Karanlık bir odadaki masada oturmuĢ ruh çağıran
Amerikalı iki kız. Gaz lambasıyla aydınlatılmıĢ sahnede Eskimo parkalı ve ağır makyajlı
suratıyla kutup kâĢifi pozu veren Amerikalı bodur doktor. Sonra yine güvertesiz teknedeki
o iki iskelet. Gece, Crozier'i en fazla huzursuz eden rüyayla bitiyordu:
Crozier küçük bir çocuk ve yanında Memo Moira'sıyla birlikte geniĢ bir Katolik
katedralinde. Francis çıplak. Memo onu sunağa itiyor; ama o adım atmaya korkuyor.
Katedral soğuk; küçük Fran-cis'in çıplak ayakları altındaki mermer zemin de soğuk ve
katedralin beyaz tahta oturakları buz tutmuĢ.
Sunağın önünde diz çöken küçük Francis Crozier, Memo Mo-ira'nın onu izlediğini
hissediyor; ama dönüp bakmaya korkuyor. Bir Ģeyler geliyor.
Sunağın karĢısındaki gizli kapının önünde rahip beliriyor. Beyaz cüppesinden sular
damlayan rahip çok iri bir adam, fazlasıyla iri; kan ve ter kokuyor.
Francis, Memo'nun salonundaki halı üstünde diz çöktüğünde kendisine öğrettiği gibi
gözlerini kapıyor ve kutsal ekmeği almak için ağzını açıyor. Bu törenin önemli olduğu kadar
gerekli olduğunu da bilen Francis, kutsal ekmeği almaktan korkuyor; çünkü o ekmeği
aldıktan sonra hayatının bir daha asla eskisi gibi olma yacağını biliyor. Ve eğer ekmeği
almazsa hayatının sona ereceğini de biliyor.
Rahip yaklaĢıp ona doğru eğiliyor...
Balina avı teknesinde uyuyan Crozier uyanmıĢtı. Bu rüyayı her gördüğünde kalp
çarpıntısı ve korkuyla uyanıyordu. Korkudan değil, ama soğuktan titriyordu.
Bulundukları geçitteki buz Temmuz'un 17 ve 18'inde kırılmıĢ ve Crozier de bütün
adamlarını geniĢ bir buz kütlesinde bir araya toplamıĢtı. Kızaklardan indirilen teknelerin
beĢi de çadır ve uyku tulumları dıĢındaki levazımatla doluydu. Tekneler suya inmeye
hazırdı.
Üstünde bulundukları but kütlesi her gece biraz daha kırılıyor, çatlıyor ve ÇavuĢ
Tozer ile adamlarını yuttuğu gibi onları da yutmaya hazırlanıyordu. Buz çatırdamaya
baĢladığı anda herkes çadırlardan çıkıp hızla kaçıyor, silah patlamasına benzeyen kırılma
sesleri dinmeye baĢladığında ise çadırlarına geri dönüyorlardı.
Bazı günlerde hava sıfır dereceye kadar yükselip ısınıyordu. Kutuplarda geçirdikleri
ikinci yazın en sıcak günlerini yaĢıyorlardı; ama hepsi eskiye oranla daha fazla üĢüyordu
ve periĢan bir haldeydiler. Bazen yağmur yağıyordu. Hava yağmur için fazla soğuk
olduğunda yünlü giysilerine buz kristalleri düĢüyordu. Kızak çekerken döktükleri ter, kirli iç
çamaĢırlarına, kirli çoraplarına ve yırtık pırtık pantolonlarına kadar sızıyordu. Yiyecekleri
neredeyse tükenmiĢti; ama sahip oldukları beĢ tekne, eskiden çektikleri on tekneden artık
daha ağırdı. Aynca, Davey Leys gibi yatalak hasta sayısı gün geçtikçe artıyordu.