Test Drive | Page 384

49 CROZIER Crozier birkaç dakikalığına uykuya daldığı anda aynı rüyayı görmeye baĢlıyordu. Güvertesiz bir teknedeki iki iskelet. Karanlık bir odadaki masada oturmuĢ ruh çağıran Amerikalı iki kız. Gaz lambasıyla aydınlatılmıĢ sahnede Eskimo parkalı ve ağır makyajlı suratıyla kutup kâĢifi pozu veren Amerikalı bodur doktor. Sonra yine güvertesiz teknedeki o iki iskelet. Gece, Crozier'i en fazla huzursuz eden rüyayla bitiyordu: Crozier küçük bir çocuk ve yanında Memo Moira'sıyla birlikte geniĢ bir Katolik katedralinde. Francis çıplak. Memo onu sunağa itiyor; ama o adım atmaya korkuyor. Katedral soğuk; küçük Fran-cis'in çıplak ayakları altındaki mermer zemin de soğuk ve katedralin beyaz tahta oturakları buz tutmuĢ. Sunağın önünde diz çöken küçük Francis Crozier, Memo Mo-ira'nın onu izlediğini hissediyor; ama dönüp bakmaya korkuyor. Bir Ģeyler geliyor. Sunağın karĢısındaki gizli kapının önünde rahip beliriyor. Beyaz cüppesinden sular damlayan rahip çok iri bir adam, fazlasıyla iri; kan ve ter kokuyor. Francis, Memo'nun salonundaki halı üstünde diz çöktüğünde kendisine öğrettiği gibi gözlerini kapıyor ve kutsal ekmeği almak için ağzını açıyor. Bu törenin önemli olduğu kadar gerekli olduğunu da bilen Francis, kutsal ekmeği almaktan korkuyor; çünkü o ekmeği aldıktan sonra hayatının bir daha asla eskisi gibi olma yacağını biliyor. Ve eğer ekmeği almazsa hayatının sona ereceğini de biliyor. Rahip yaklaĢıp ona doğru eğiliyor... Balina avı teknesinde uyuyan Crozier uyanmıĢtı. Bu rüyayı her gördüğünde kalp çarpıntısı ve korkuyla uyanıyordu. Korkudan değil, ama soğuktan titriyordu. Bulundukları geçitteki buz Temmuz'un 17 ve 18'inde kırılmıĢ ve Crozier de bütün adamlarını geniĢ bir buz kütlesinde bir araya toplamıĢtı. Kızaklardan indirilen teknelerin beĢi de çadır ve uyku tulumları dıĢındaki levazımatla doluydu. Tekneler suya inmeye hazırdı. Üstünde bulundukları but kütlesi her gece biraz daha kırılıyor, çatlıyor ve ÇavuĢ Tozer ile adamlarını yuttuğu gibi onları da yutmaya hazırlanıyordu. Buz çatırdamaya baĢladığı anda herkes çadırlardan çıkıp hızla kaçıyor, silah patlamasına benzeyen kırılma sesleri dinmeye baĢladığında ise çadırlarına geri dönüyorlardı. Bazı günlerde hava sıfır dereceye kadar yükselip ısınıyordu. Kutuplarda geçirdikleri ikinci yazın en sıcak günlerini yaĢıyorlardı; ama hepsi eskiye oranla daha fazla üĢüyordu ve periĢan bir haldeydiler. Bazen yağmur yağıyordu. Hava yağmur için fazla soğuk olduğunda yünlü giysilerine buz kristalleri düĢüyordu. Kızak çekerken döktükleri ter, kirli iç çamaĢırlarına, kirli çoraplarına ve yırtık pırtık pantolonlarına kadar sızıyordu. Yiyecekleri neredeyse tükenmiĢti; ama sahip oldukları beĢ tekne, eskiden çektikleri on tekneden artık daha ağırdı. Aynca, Davey Leys gibi yatalak hasta sayısı gün geçtikçe artıyordu.