girişiminde bulunmamış, onlar gibi olmak için
heveslenmemiştim.
Lelis'le Defi'nin gözleri açık maviydi. Bende
olmasını istediğim tek özellikti aslında, ama ben
kıyıdan dönmüştüm. Babam yeşil, annem de mavi
gözlüydü. Ablalarım göz renklerini annemden
almışlardı, bende ise ikisinin karışımı acayip bir renk
vardı. Yer yer mavi ve yer yer de yeşil, araya sürülmüş
birazcık açık kahverengi. Bu ne idüğü belirsiz göz
rengim yüzünden ablalarım tarafından ucube olarak
görülsem de şikâyetçi değildim. Ben Fegel'dim, yani
kısaca Feg. Onlarsa asalet timsali ve güzellik abidesi iki
kız kardeş, bense ayak bağı ve fazla gelen küçük
kardeş.
Şimdi liseyi bitiriyordum ve bir an önce en uzak
üniversiteye gitmek için can atıyordum. Korkularım ve
kâbusum olan gölgemle birlikte yeni bir yaşama
ihtiyacım vardı. Buradan çok ama çok uzaklara
gitmeliydim. Beni istemeyen ablalarımdan oldukça
uzağa. Belki mesafe hepimiz için iyi gelirdi.
Telefonum yatağımın üzerinde, ayakkabılarımsa
hemen komodinimin önündeydi. Lelis bana doğru
yaklaşıyordu ama ben onu görmemezlikten geldim.
“Ayakkabını bir günlüğüne ben giyebilir miyim
Feg?”
Sesi o kadar yumuşak ve cezbedici çıkmıştı ki, ona
kim hayır diyebilirdi? Başımı kaldırıp gülümsemek
istedim, o anda görüş alanıma Defi takıldı. Pis pis
sırıtıyordu.
11