Test Drive | Page 9

cir ağacına yaslanıyorum. Göğsüm inip kalkıyor, boğazım yanıyor ve gözyaşlarımı bırakıveriyorum. Bir süreliğine tek yaptığım bu; hıçkırıp ağlamak ve serin orman havasını soluyarak çığlık atma isteğime karşı direnmek. Kendimi toplamak zorundayım. Ben bundan daha güçlüyüm. Ben doğrulurken solumda bir şey hareket ediyor. Bir kıpırtı. Elimin tersiyle yanaklarımı silerken başımı çevirip sıkı ağaçlıkların içine doğru dikkatlice bakıyorum. Ağaç gövdelerinin arasında gümüş gibi parıldayan bir örümcek ağı var sadece. Başka bir şey değil. Gözümün kenarında bir kıpırtı daha. Gözlerim onu takip edene kadar çoktan yok oluyor. Nefesimi tutup bekliyorum. İşte orada. Bir gölge, ben gözümü kırpıncaya kadar yok oluyor yine. Küçük bir ağaç kangurusu olamaz. Fazla uzun. ‘‘Hey,’’ diye sesleniyorum; ağlamaktan sesim hâlâ boğuk. Burada gerçekten biri varsa, bu kadar zavallı görünmemeliyim. ‘Oyun oynamayı bırak.’’ Artık sessizlik doğal değil. Dalgaları ya da rüzgârı duyamıyorum. İkindi aydınlığı hızla soluyor. ‘‘Lanet olsun.’’ Sesimi sertleştirip ciddileştiriyor ve