Test Drive | Page 10

eğreltiotları ve örümcek ağları çarpıyor. Otuz metre. Bir asma yüzüme çarpıyor. Nabzım kulaklarımda atıyor ve ciğerlerim yanıyor. On metre. Neredeyse geldim. Arkamdan ayak seslerini duymaya çabalıyorum ama şimdi rüzgârın sesi her şeyi boğuyor. Ağaçlıklardan dışarı fırlıyorum. Sörfçüler nerede? Sakat bacağımdaki ağrıyı duymazdan gelerek plaj yoluna giriyorum. Kumlara basınca ayaklarım batıyor ama devam ediyorum. Suya giden yolu yarılamışken bacaklarım sonunda çözülüyor. Nefesim düzensizleşiyor ve göğsüm patlamak üzere. Dizlerime çöküp arkama bakıyorum. Yağmur ormanından sonra kimse peşimden gelmemiş. ‘‘Merhaba, canım.’’ Başımı kaldırınca Williamsonların şehre doğru geri döndüklerini görüyorum. ‘‘İyi misin, canım?’’ Bayan Williamson rüzgârda sesini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalıyor. Hasır şapkası romatizmalı parmaklarının arasına sıkıştırılmış. Elimi kaldırıyorum. Hâlâ konuşamıyorum. Başparmağımla iyi olduğumu işaret ediyorum ve ikisi de gülümseyerek bu tuhaf davranışımı muhtemelen yeni bir spor çılgınlığına veriyorlar. Hayatın pahasına koş ve kumların üstüne düş egzersizi. Gözlerimi ağaçlardan ayırmadan dizlerimin üstünde duruyorum. Güneş gökyüzünde alçaldıkça bir palmiyenin sivri gölgesi kumların üzerinde uzuyor. Ormandan kimse çıkmıyor. Kendimi aptal gibi hissediyorum. Keşke tüm hissettiğim bu olsa. 10