PEK DE TATLI OLMAYAN RÜYALAR
Maggie ve ben bungalovumuzun kırmızı döşemeli mutfağındayız. Pelesenkağacının ebruli gölgeleri tezgâhın üzerinde oynaşarak çizikleri ve kırmızı şarap lekelerini gizliyor. Maggie okurken örgüsünü kenara itmiş. Dışarıdan
gelen dalgala sesleri aralıksız ve boğuk; plaj bir sokak ötede, tepenin ardında.
Dünün sert rüzgârı unutulmuş. Keşke yağmur ormanında olanlar için de aynısını söyleyebilseydim. Evirip
çevirip olanlara bir anlam vermeye çalışıyorum. Figür,
ağaçlardan çıkıp beni takip etmeden önce diken üstündeydim. Ben o karanlık figürü görmeden önce sanki vücudum
tehlikeyi sezmişti. Ama bir tehlike var mıydı sahiden? Bu
sabah gözlerime vuran güneş ve dışarıda berrak mavi bir
gökyüzüyle uyanınca bu imkânsızmış gibi geldi. Gerçek
dışı. Şimdi o figürün varlığından bile emin değilim.
Maggie, birkaç dakikadır yulaf ezmesine dokunmadan
laptopa bakıp duruyor. Bir parça günışığına çıkıp lavabodaki bulaşıkları yıkıyorum. Elimde değil—arkasından bakıp hangi bölümde olduğunu kontrol ediyorum.
Dönüp bana bakıyor. ‘‘Bunu gerçekten sen mi yazdın?’’
11