İhtiyatlı bir şekilde başımı sallıyorum.
Kahvesinden bir yudum alıyor. ‘‘Gaby… bunları sen mi
kuruyorsun?’’
‘‘Tuhaf rüyalar görüyorum.’’
‘‘Ama seni bunları internette paylaşmaya iten nedir?’’
Ekranı işaret ediyor. ‘‘Neden bu web sitesi?’’
‘‘Karanlık Düşünceler mi?’’ Ellerimi nemli bir mutfak
havlusuna siliyorum. ‘‘En çok oyu alan kısa hikâye bin papel kazanıyor.’’
Gözlerini tekrar ekrana dikiyor, fareyle tıklıyor ve tekrar bana bakıyor. Üzerimde eski bir kot ve sarı bir tişört
var. En azından zararsız görünüyorum. Maggie artık bundan pek eminmiş gibi durmuyor. Dün yağmur ormanında
her ne olduysa, ona anlatamam. Şimdi olmaz.
Masadan kalkıp fincanını tezgâha koyuyor. Üzerinde
hâlâ koşu kıyafetleri var, röfleli sarı saçları düzgünce bir
at kuyruğu yapılmış. Cildi o kadar sağlıklı görünüyor ki
adeta parlıyor. Sörf plajı ile yıllık bira ve şarap festivalinin
yanında Maggie de buraların resmi cazibelerinden sayılır.
Kordonda annesinin işlettiği Green Bean adlı bir organik
kafede çalışıyor. Turistler oraya kuşe kâğıda basılı dergilerde gördükleri yiyecekler için giderler.
Yerli halkın dikkatini çeken ise Maggie.
‘‘Bana öyle bakma,’’ diyorum. ‘‘Belki bu şeyleri gerçek
olmadığı için seviyorumdur.’’ Elimi ne sarı ne de düzenli
olan saçımda gezdiriyorum. Koyu ve idaresi güç. Biraz benim gibi.
‘‘Yaptığın yanlış demiyorum. Sadece biraz korkutucu,
hepsi bu. Yazmayı sevdiğini bile bilmiyordum.’’ Şimdi gülümsemesi daha rahat. Daha sağlam bir zemindeyiz. ‘‘Başka hikâyelerin de var mı?’’
İçinde cehennem zebanileri ve koparılan kafalar olmayan hikâye demek istiyor. Ona çarpık bir sırıtışla bakıyorum. ‘‘Sorun değil Mags, sana daha fazla okutmayacağım.’’
12