Vaktin gece yerinde, hekimler gerekiyordu. Yırtık çadırları dikecek terziler… Zümrüt-ü
Anka’ya, aşk denizini, kıskançlık vadisini, hırs ovasını sabırla uçarak aşması gereken sadık
ve azimli kuşlar istiyordu vakit.
Derken, semtin ortasında ağlayan gencin kaldırımlara düştükten sonra yağan yağmurlarla
derelere ve oradan da denizlere karışan gözyaşları gemilerin beklediği limanların
koylarına kadar ulaştı. Gemilerden aşağıya atılan kovalarla suları çeken mürettebat,
bütün kurnaları doldurarak, hasta yataklarında yatan tamirci çıraklarına suları ulaştırdı.
Korkulan olmadı. Tamirci çırakları bu sularla daha çok hasta olur diye endişe edilirken,
çıraklar şifa buldu. Ancak kimse, şifanın kaynağının ta ki o semtin ortasından sulara
karışarak gelen gözyaşlarından olduğuna emin olamadı. Kalktı tamirci çırakları ayağa.
Ellerine aldılar takım çantalarını. Kimi koşarak, kimi bisikletleriyle ustalarının yanına
gittiler yeniden. Başladılar tamire. Demirler yağlandı, çarklar yapıldı, pervaneler parladı.
Kaf Dağı’ndan bir rüzgâr esmedi, hayır. Lakin semtin ortasına damlayan bir damla gözyaşı
Kaf Dağı’nın tüm zengin su kaynaklarını aldı getirdi. Afrika’nın madenlerini, uçsuz
çöllerini, aşılmaz dağlarını bir çırpıda eritti. Simyacı olmadı lakin tüm tılsımları açığa vurup
hazine etti.
Gemilerin, vaktin yorgunluğunda uzak yollardan çekip getirdiği nice yükün hanelerin
ocaklarında yeniden can bulduğu günlerin… Yazılmış ancak yazanların çekmecelerinde
kimselere gösterilmeden yayınlanmayı bekleyen sırdaş kitapların… Kekiklerin,
zencefillerin, zerdeçalların, papatyaların sıcak suların sinesinde başka bir hâl ile deva
olduğu hürmetine…
Şahit oldu takvim, saat, akrep, yelkovan, tespih ve su.
Şahit oldu duvarlar, tavan, çeşmeler ve havlu.
Şahit oldu sedir, minder, pencere ve halı…
Tamir oldu gemiler, kavuştu nimetler, koştu bebekler, uçtu bülbüller.
Limanlardan ayrıldı gemiler; kasabanın değirmenlerinden gelen taze unlar, çuvallar
içerisinde, ekmek olacağı meşe fırınlarına kavuşurken; çiftlikten gelen süt, varacağı bebek
mamasına sevinçle katılırken; baharatlar limanlara, limanlardan derelerin kıyılarındaki
beldelerin pazarlarına ve o semtin pazarına da ulaştı. Bir anne aldı pazardan aldıklarını.
Kilerine serdi. Tenceresine döktü. Sofrasına bırakıp hanesine sundu. Sofradan kalktı genç
adam. Çıktı haneden. Aştı sokağı. Vardı caddeye. Geçti oradan, indi meydana, semtin orta
yerine.
Semtin orta yerinde ağlamaya başladı.
48