Salyangoz Yolu
Ebrar Hilal Kırcaoğlu
Bir
salyangozun
gözünden
nasıl
görünüyorum merak ettim. Gözleri belki
hızıma yetişemedi “ ya hu ne kadar
hızlı…” dedi benim için.
Yağmur sonrası çimenlerin arasından
çıkmayı başarmış azimli bir salyangozdu.
Birkaç arkadaşının başı bu yolda ezilmişti.
Kabukları kırılmış, ıslak ve çatırdayan
yerleri acımış halde kalmışlardı ortada. Bu
salyangoz sağlam kalmış olacak…
Dünya telaşımın içinde yürürken acele
adımlarım arasında sağ ayağım havada
kaldı birden. Mütemadiyen bir şey arayan
ve bulamayan gözlerim salyangozu fark
ettiğinde merhametle evrildi. Yanından
usulca geçtim. Geçerken içimden onun
macerasını düşünüp: “vah zavallı kim bilir
kaç vakittir yolculuk ediyor ancak buraya
gelebilmiş” dedim. Aklımdaki salyangozla
yürümeye başladım. Zihnim bir salyangoz
kadar yavaş yürüyüşüm mahşeriydi.
Salyangoz gibi yol almaya niyetlensemde;
koşarak yaşamak, nefesi kesilene kadar
koşmaktı
insan.
Kendimi
başka
tanımlasam tanımladığım gibi yaşardım.
Yürümeye başladığımda kaldırımı ezerken
ayaklarıma hükmetmek değil de nefes
alıp vermek gibi yürüdüğümü fark ettim.
Sanırım bugün sinaptik bağlantılarımı
güçlendirmek için bir şey yapmayacaktım.
Yürürken yolları ezbere gidiyordum .
İleride bugün yüzünden “alzaymır”
olabilirdim. Şayet öyle olursam “bu da
unutulsun” dediğim bütün acılarımı
hatırlar bildiğim mutlulukları unuturdum.
Çünkü böyle ızdırab verebilirdi hayat.
45