“Yahu Raşit, bak bütün köylü zengin olmuş, bir sen, bir de ben züğürt kaldık. Hadi yine
ben büyükşehirde başımın çaresine bakıyorum, sen burada sürünüyorsun be kardeş”
dedim, güldü ama çok güldü. Önce hafif tebessüm etti, sonra bayağı bir gülümsemesi
belirdi, sonra bastı kahkahayı. Bir iki dakika deli deli güldü. Deliydi zaten, gülmesini de
kimse garipsemezdi.
Sonra sustu, durdu, duruldu, sakinleşti ve sessizliğe büründü. Birkaç dakika sonra
mırıldandı. “Şimdi sen bu delilerin zengin olduğunu mu sanıyorsun, zengin olan benim.
Bütün köylü karnımı doyurur, aç kalmam. Elbisem eskidiğinde yenisini verirler. Yani
zengin olan benim.”
“Ama” dedim, “Onlar zengin ki, sana bakıyorlar”
“Öyle değil” dedi Deli Raşit, “Aç kalırsam yiyeceklerini çalarım diye korkar, beni bir
güzel doyururlar.”
“Ama elbise de veriyorlarmış ya” dedim, ağzımdan aldı, “Yoksa çıplak gezerim diye
korkuyorlar” dedi, güldü.
“Yine de işleri iyi ki veriyorlar” diye biraz daha deşmek istedim. “Yok be Naif kardeş”
dedi Raşit, kendinden beklenmeyen akıllılıkla devam etti; “Bunların hepsi delirmiş.
Ellerine almışlar bir cep telefonu, tarlaları orada, ekinleri orada, inekleri orada, öküzleri
orada, atları da orada. Kendi kendilerine ekiyor, biçiyor, satıyorlar. Karşılığında para
veren yok, puan alıyor, onunla da karnını doyuramıyorlar.”
Şimdi anlamıştım, bunlar oyun delisi olmuş, işi gücü hepten boşlamışlardı. Sanalda zengin
olmuş, üç kuruşa muhtaç haldelerdi. Hasan amcanın iki de bir “Ah Kaan ahh!” demesin,
arada bir “Ulan İpek, seni elime geçirirsem boğacağım” diye kızgınlığının sebebini merak
ettiğimi söyledim, Deli Raşit, “Ha o mu, o hepten deli, cep telefonuyla okey oynuyor”
dedi, güldü. Ben gülmedim, bir kültürün, bir geleneğin, karşılıksız dostluğun, bütün
dünyaya örnek olan insanlığın, hiç karşılık beklemeden yapılan yardımlaşmanın,
doyulmaz muhabbetin, seviyeli ve ufuk açan tartışmanın, farklı görüşler ortaya koyarak
asgari müşterekte anlaşmanın yok olmasına üzüldüm, gülmedim.
Gülmedim, çünkü üç yıldır köye gelmeyen benim, can dostları babamın emaneti olan
benim farkıma varamamalarına üzüldüm, gülmedim.
Gülmedim, kahve kültürünün sanala kurban edilmesine, çalışıp çabalayarak kimseye
muhtaç olmama öğüdünün, herkese muhtaç olmaya dönüşmesine üzüldüm, gülmedim.
Mehmet amcanın vefat ettiğini de Deli Raşit’ten öğrendim ve ilk kez köye geldiğim gün,
geri döndüm. Bir daha döner miyim, şimdilik meçhul…
42