Bizim Köyün Değişen Kahvesi
Naif Karabatak
Köyün kahvesi her zamanki gibi hınca hınç
doluydu ama her zamanki kalabalıktan
farklıydı. İlk anda farkın ne olduğunu
anlayamadım. Biraz daha dikkatle bakınca
yavaş yavaş anlamaya başladım. Hasan
amcanın iki de bir “Ah Kaan ahh!” demesi
anlamsızdı, sonra arada bir “Ulan İpek,
seni elime geçirirsem boğacağım”
diyordu ama bunu birisine karşı değil,
sanki kendi kendine söylüyor, hatta sanki
sesli şekilde mırıldıyor gibiydi.
Hüseyin amca “tarla işi tamam,
budamayı yaptık” diye haykırdı.
Ahmet amca “Oooo ben yeni ürünleri de
ektim. Çilek de karar kıldım. Bir
dahakine kiraz ekeceğim. Onun da
getirisi çok iyi” diyordu.
Mehmet amcanın “Şükür bugün de
hayvanları yemledim, sütlerini sağdım”
derken günün yorgunluğunu üzerinden
atmış gibiydi.
Yeni ahır yapan, yeni ev yapan, kedi,
köpek ve at alanlar.
Eskiden kahvede pişpirik oynarlardı. Ya da
tavlada birbirine meydan okur, zarı atar,
pulları “tak” diye vurur, iki iki mars, bir
ders verirlerdi rakiplerine…
Sonra okeye dönerlerdi, döner döner
durur, çifter çifter vururlardı. 51
oynarlardı, pis yediliyle bir birini gıcık
ederlerdi.
Kâğıt kürek oyununu sevmem ama
köylüler boş zamanlarında dedikodu
etmektense oyunla oynaşla zaman
öldürürlerdi. Hâlbuki Fatih’in İstanbul’u
fethettiği yaşı da çoktan geçmişlerdi.
39