Temmuz 2019 temmuz2019 | Page 39

Bizim Köyün Değişen Kahvesi Naif Karabatak Köyün kahvesi her zamanki gibi hınca hınç doluydu ama her zamanki kalabalıktan farklıydı. İlk anda farkın ne olduğunu anlayamadım. Biraz daha dikkatle bakınca yavaş yavaş anlamaya başladım. Hasan amcanın iki de bir “Ah Kaan ahh!” demesi anlamsızdı, sonra arada bir “Ulan İpek, seni elime geçirirsem boğacağım” diyordu ama bunu birisine karşı değil, sanki kendi kendine söylüyor, hatta sanki sesli şekilde mırıldıyor gibiydi. Hüseyin amca “tarla işi tamam, budamayı yaptık” diye haykırdı. Ahmet amca “Oooo ben yeni ürünleri de ektim. Çilek de karar kıldım. Bir dahakine kiraz ekeceğim. Onun da getirisi çok iyi” diyordu. Mehmet amcanın “Şükür bugün de hayvanları yemledim, sütlerini sağdım” derken günün yorgunluğunu üzerinden atmış gibiydi. Yeni ahır yapan, yeni ev yapan, kedi, köpek ve at alanlar. Eskiden kahvede pişpirik oynarlardı. Ya da tavlada birbirine meydan okur, zarı atar, pulları “tak” diye vurur, iki iki mars, bir ders verirlerdi rakiplerine… Sonra okeye dönerlerdi, döner döner durur, çifter çifter vururlardı. 51 oynarlardı, pis yediliyle bir birini gıcık ederlerdi. Kâğıt kürek oyununu sevmem ama köylüler boş zamanlarında dedikodu etmektense oyunla oynaşla zaman öldürürlerdi. Hâlbuki Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşı da çoktan geçmişlerdi. 39