JOURNAL
Prvic ve Zmajan adalarını geçtikten
sonra Kaprije ve kakan adaları arası
boğazında mevcut tonozlardan birine
bağlandık. Melih Ömür denizde, kıçtan
takmayı bağladık Serdar ve Evren
sahildeki restorana gittiler. Gelen bottaki
“bilet kesici” ye gece kalmayacağımızı
söyleyince, “peki” deyip kibarca ayrıldı.
Sahildeki lokanta malzemeleri matah
olmadığı gibi aynı zamanda pahalıymış
da. Ayrılıp uygun rüzgarla Kaprije’ye
yollandık. Gösterilen yere tonoz alıp,
kıçtankara bağlandık. Ücret 50 euro,
elektrik var, su yarın sabah! Küçük
bir balıkçı barınağı, sahilde 3 lokanta,
mevsimin azalması sebebi belki, az
popülasyon var. Sırta tırmandık, evleri
inceledik, akşamki Fransa basketbol
turnuvası için uygun yer aradık.
Bulamadık!
2.Gün:
Sabah şiddetli bir yağış ile uyandım.
Oldukça erken, henüz kimse
kalkmamış. Bir tek Melih Ağabey
etrafta yok, alışık olunduğu üzere
sabahki “ışık avına” çıkmış yine.
Umuyorum o pahalı makinasıyla,
yağmura yakalanmamıştır. Etrafta
unutulan öteberiyi içeri tıktım, Ömer
Deniz’in iskelede bıraktığımız pusetini
ambara iteledim ama bunları yapana
kadar sucuk gibi oldum bile. O kadar
şiddetli yağıyor, sanki gök delinmiş. İçeri
girdiğimde Serdar’ı da uyanık, heçleri
kontrol ederken buldum. Fazlaca bir
sorun yok. Sağnak yağmur kamaranın
damında o kadar çok gürültü yapıyor ki
millet birer ikişer ayaklandı, bu ilginç
doğa olayını seyre daldık. Biraz hafifler
gibi olunca Melih Ağabey çıka geldi. Tam
kasabaya döndüğünde yakalanmış, o da
bir kafeye girmiş.
Kahvaltı hazırlığına giriştiğimizde
iskeleye su geldiği haberi ile, hemen
hortumu çıkarttık işe koyulduk. Gerçi
daha dün marinada doldurmuştuk, çok
harcadığımızı da sanmıyoruz ama yine de
her ihtimale karşı alalım dedik. Rivayete
göre özellikle Kornati Milli Parkı’nda su
pek bulunamıyormuş. Mutfak da bizim
teknelerde alışık olunduğu üzere bir
deniz suyu ayak pompası yok, dolayısıyla
plastik tabaklar ve duş alınmamasına
rağmen 500L su, eğer iyi idare etmezsek
bize bir hafta zor dayanır. Tankların
göstergesi var ve çalışıyor gibi, vanaların
ancak hangisi olduğunu belirtmemiş.
Bu iyi bir uygulamadır, hepimiz kendi
teknemizde yaptığımız bir şeydir. NCP
126
dergi.indd 126
POWERBOATS&YACHTS
denilen firma genel olarak teknelerine iyi
bakıyor, ama bunu atlamışlar işte.
Teknenin orasında burasında yer alan
alet edavatın nasıl çalıştırıldığının küçük
kullanım kılavuzları var, çok beğendik.
Muhtemel başa gelen olaylardan sonra
geliştirilmiş, mesela su tankı üstünde
kocaman bir musluk resmi, mazot
tarafında da bir pompa çizimi var!
Bundan başka motorun nasıl çalıştığı,
tuvalet kullanımını falan gösteren çok
güzel hazırlanmış etiketler var her yerde,
beğendik.
Kaprije’de kahvaltımızı bitirdikten sonra,
palamar çözüp Kornati Adaları’na doğru
yollandık. Hava kapalı, 4-5 kuvvetinde
ideal bir rüzgar
var. Etrafımızda yelken yapan bir dolu
tekne var. Biz de açtık, 1-2 tanesiyle
hafif bir kapışma durumu bile oldu. Olta
her zamanki gibi suda... Aslında milli
park dahilinde balık tutmak yasakmış
ama kontrol eden birileri olur mu çok
emin değilim, bakacağız. Tam parkın
girişinde, malum sesle irkildik, hemen
manevra, yelkenler laçka, kıçtan
çektiğimiz bota atlayıp uzaktan sarısarı parlayarak bize doğru çektiğimiz
balığın cinsini kestirmeye çalışarak,
sağa sola emirler yağdırmaya başladım!
Bütün fotoğraf makineleri ve video
kameralar hazır. Birazdan muzaffer bir
kumandan edasıyla kayığa alacağım
balığı düşünürken, sarı-sarı parlayan
mendeburun bir naylon torba olduğunu
görünce, teknedeki herkes bastı
kahkahayı! Homurdana homurdana
tekneye çıktım, oltayı sardım ve dolabın
en dibine attım lanet olasıca şeyi! Bir
daha da şeytan görsün yüzünü.
Kornati Adasının kendisi ve etrafındaki
adaların önemli bir kısmı, eni çok dar
(sadece 1 mil civarında) ancak boyları
oldukça uzun (neredeyse 20-30 bazen
de 50 mil kadar) adalar. GüneydoğuKuzeybatı doğrultusunda anakara
sahiline paralel seyrediyorlar.
Genelde Hırvatistan oldukça zengin
bir bitki örtüsüne sahip yemyeşil bir
coğrafya olmasına rağmen, Kornati
Adaları oldukça çorak! Rivayete göre
keçi çobanlarının hayvan otlatmak
amacıyla tüm ağaçları yakıp yok ettikleri
yönündeki düşünceye insanın inanası
gelmiyor. Bu büyüklükte bir coğrafyada
insan eliyle böyle bir kıyım ve yıkım
yapılabileceğine inanamadık hiç birimiz.
Güzel bir rüzgarla yelken seyriyle,
birbirine çok yakın adalar arasındaki
boğazlardan chart plotter sayesinde
rahatlıkla geçiyoruz. Olmasa buralarda
seyretmek çok güç! Hele ki gece…
Düşünmesi bile ürpertici.
Mili Parkın girişindeki ilk koy, çok hoş
olmasına rağmen kalabalık olduğu
için vazgeçiyoruz. Rehber kitapların
tavsiye ettiği koylardan birisine
gidiyoruz, bir iskele var, çok da sevimli
değil doğrusu. Tam karşısında,
halbuki gayet sevimli bir yer var. İki
ada arasında nefis bir su, sağımız
solumuz harika bir coğrafya ama
kitap buradan bahsetmemiş. Biz
bildiğimiz beğendiğimiz yere atarız
demirimizi deyip, yollanıyoruz. Çok
da isabetli etmişiz. Deniz harika
olunca herkes atlıyor suya, başta Melih
Ağabey. Resmen çıkmak istemiyor
sudan. Dip 5-6 metrelerde, Milli Park
içinde balık tutmak yasak (daha doğrusu
özel izne tabi olmasına rağmen) oltaları
yemleyip yolluyoruz dibe. İlk ufaklığın
gelmesi çok geç değil. Güzel bi karagöz.
Arkasından diğerleri, akşamki çorbalık
balığımız hazır!
Denize girme seansı ve öğle yemeğini
de tamamladıktan sonra, tekrar yola
koyulup akşamki durağımızı aramaya
çıkıyoruz. İlki Lavsa... Yelkenle girdiğimiz
koyda, sahilde 2-3 lokanta, tonozda
bağlı 10 kadar tekne var. Güzel mekan
ama diğerlerini de görme merakımız
durmamıza engel oluyor. Yola devam!
Alternatiflerden diğeri Piskera Marina.
Marina dendiğine bakmamak lazım,
su yok! Market küçük. Zaten bizim de
fazlaca bir şeye ihtiyacımız yok. Hiç
durmayıp kuzeye doğru tırmanmaya
devam ediyoruz. Kornati Adası Batı
tarafı ko