POWERBOATS&YACHTS MAGAZINE | Page 128

JOURNAL Prvic ve Zmajan adalarını geçtikten sonra Kaprije ve kakan adaları arası boğazında mevcut tonozlardan birine bağlandık. Melih Ömür denizde, kıçtan takmayı bağladık Serdar ve Evren sahildeki restorana gittiler. Gelen bottaki “bilet kesici” ye gece kalmayacağımızı söyleyince, “peki” deyip kibarca ayrıldı. Sahildeki lokanta malzemeleri matah olmadığı gibi aynı zamanda pahalıymış da. Ayrılıp uygun rüzgarla Kaprije’ye yollandık. Gösterilen yere tonoz alıp, kıçtankara bağlandık. Ücret 50 euro, elektrik var, su yarın sabah! Küçük bir balıkçı barınağı, sahilde 3 lokanta, mevsimin azalması sebebi belki, az popülasyon var. Sırta tırmandık, evleri inceledik, akşamki Fransa basketbol turnuvası için uygun yer aradık. Bulamadık! 2.Gün: Sabah şiddetli bir yağış ile uyandım. Oldukça erken, henüz kimse kalkmamış. Bir tek Melih Ağabey etrafta yok, alışık olunduğu üzere sabahki “ışık avına” çıkmış yine. Umuyorum o pahalı makinasıyla, yağmura yakalanmamıştır. Etrafta unutulan öteberiyi içeri tıktım, Ömer Deniz’in iskelede bıraktığımız pusetini ambara iteledim ama bunları yapana kadar sucuk gibi oldum bile. O kadar şiddetli yağıyor, sanki gök delinmiş. İçeri girdiğimde Serdar’ı da uyanık, heçleri kontrol ederken buldum. Fazlaca bir sorun yok. Sağnak yağmur kamaranın damında o kadar çok gürültü yapıyor ki millet birer ikişer ayaklandı, bu ilginç doğa olayını seyre daldık. Biraz hafifler gibi olunca Melih Ağabey çıka geldi. Tam kasabaya döndüğünde yakalanmış, o da bir kafeye girmiş. Kahvaltı hazırlığına giriştiğimizde iskeleye su geldiği haberi ile, hemen hortumu çıkarttık işe koyulduk. Gerçi daha dün marinada doldurmuştuk, çok harcadığımızı da sanmıyoruz ama yine de her ihtimale karşı alalım dedik. Rivayete göre özellikle Kornati Milli Parkı’nda su pek bulunamıyormuş. Mutfak da bizim teknelerde alışık olunduğu üzere bir deniz suyu ayak pompası yok, dolayısıyla plastik tabaklar ve duş alınmamasına rağmen 500L su, eğer iyi idare etmezsek bize bir hafta zor dayanır. Tankların göstergesi var ve çalışıyor gibi, vanaların ancak hangisi olduğunu belirtmemiş. Bu iyi bir uygulamadır, hepimiz kendi teknemizde yaptığımız bir şeydir. NCP 126 dergi.indd 126 POWERBOATS&YACHTS denilen firma genel olarak teknelerine iyi bakıyor, ama bunu atlamışlar işte. Teknenin orasında burasında yer alan alet edavatın nasıl çalıştırıldığının küçük kullanım kılavuzları var, çok beğendik. Muhtemel başa gelen olaylardan sonra geliştirilmiş, mesela su tankı üstünde kocaman bir musluk resmi, mazot tarafında da bir pompa çizimi var! Bundan başka motorun nasıl çalıştığı, tuvalet kullanımını falan gösteren çok güzel hazırlanmış etiketler var her yerde, beğendik. Kaprije’de kahvaltımızı bitirdikten sonra, palamar çözüp Kornati Adaları’na doğru yollandık. Hava kapalı, 4-5 kuvvetinde ideal bir rüzgar var. Etrafımızda yelken yapan bir dolu tekne var. Biz de açtık, 1-2 tanesiyle hafif bir kapışma durumu bile oldu. Olta her zamanki gibi suda... Aslında milli park dahilinde balık tutmak yasakmış ama kontrol eden birileri olur mu çok emin değilim, bakacağız. Tam parkın girişinde, malum sesle irkildik, hemen manevra, yelkenler laçka, kıçtan çektiğimiz bota atlayıp uzaktan sarısarı parlayarak bize doğru çektiğimiz balığın cinsini kestirmeye çalışarak, sağa sola emirler yağdırmaya başladım! Bütün fotoğraf makineleri ve video kameralar hazır. Birazdan muzaffer bir kumandan edasıyla kayığa alacağım balığı düşünürken, sarı-sarı parlayan mendeburun bir naylon torba olduğunu görünce, teknedeki herkes bastı kahkahayı! Homurdana homurdana tekneye çıktım, oltayı sardım ve dolabın en dibine attım lanet olasıca şeyi! Bir daha da şeytan görsün yüzünü. Kornati Adasının kendisi ve etrafındaki adaların önemli bir kısmı, eni çok dar (sadece 1 mil civarında) ancak boyları oldukça uzun (neredeyse 20-30 bazen de 50 mil kadar) adalar. GüneydoğuKuzeybatı doğrultusunda anakara sahiline paralel seyrediyorlar. Genelde Hırvatistan oldukça zengin bir bitki örtüsüne sahip yemyeşil bir coğrafya olmasına rağmen, Kornati Adaları oldukça çorak! Rivayete göre keçi çobanlarının hayvan otlatmak amacıyla tüm ağaçları yakıp yok ettikleri yönündeki düşünceye insanın inanası gelmiyor. Bu büyüklükte bir coğrafyada insan eliyle böyle bir kıyım ve yıkım yapılabileceğine inanamadık hiç birimiz. Güzel bir rüzgarla yelken seyriyle, birbirine çok yakın adalar arasındaki boğazlardan chart plotter sayesinde rahatlıkla geçiyoruz. Olmasa buralarda seyretmek çok güç! Hele ki gece… Düşünmesi bile ürpertici. Mili Parkın girişindeki ilk koy, çok hoş olmasına rağmen kalabalık olduğu için vazgeçiyoruz. Rehber kitapların tavsiye ettiği koylardan birisine gidiyoruz, bir iskele var, çok da sevimli değil doğrusu. Tam karşısında, halbuki gayet sevimli bir yer var. İki ada arasında nefis bir su, sağımız solumuz harika bir coğrafya ama kitap buradan bahsetmemiş. Biz bildiğimiz beğendiğimiz yere atarız demirimizi deyip, yollanıyoruz. Çok da isabetli etmişiz. Deniz harika olunca herkes atlıyor suya, başta Melih Ağabey. Resmen çıkmak istemiyor sudan. Dip 5-6 metrelerde, Milli Park içinde balık tutmak yasak (daha doğrusu özel izne tabi olmasına rağmen) oltaları yemleyip yolluyoruz dibe. İlk ufaklığın gelmesi çok geç değil. Güzel bi karagöz. Arkasından diğerleri, akşamki çorbalık balığımız hazır! Denize girme seansı ve öğle yemeğini de tamamladıktan sonra, tekrar yola koyulup akşamki durağımızı aramaya çıkıyoruz. İlki Lavsa... Yelkenle girdiğimiz koyda, sahilde 2-3 lokanta, tonozda bağlı 10 kadar tekne var. Güzel mekan ama diğerlerini de görme merakımız durmamıza engel oluyor. Yola devam! Alternatiflerden diğeri Piskera Marina. Marina dendiğine bakmamak lazım, su yok! Market küçük. Zaten bizim de fazlaca bir şeye ihtiyacımız yok. Hiç durmayıp kuzeye doğru tırmanmaya devam ediyoruz. Kornati Adası Batı tarafı ko