belirtilmiş. Girişte tam karşımızda birçok
motoryatın yanaştığı bir iskele var.
Muhtemel gurme yer burası... Sağdaki
iskelede ise birçok yelkenli var, oraya
seyrediyoruz. Sahilden gençten bir oğlan
gelip, buraya bağlanamayacağımızı hiç
tonoz olmadığını bağırarak söylüyor.
Allah-Allah, bu tiplere de kıl olurum.
Biz deniz geçmişiz gelmişiz, adam
diyor bana tonozum yok! Yoksa yok,
senden tonoz mu istedik? Biz istersek
nasılsa bağlanırız, sen hizmet vermek
istemiyorsan onu söylesene açık açık!
Neyse, sinirimizi daha fazla bozmaya
gerek yok, hava da kararacak 1-2 saate
kadar. Son alternatif olan Vrulje’ye
yollanıyoruz. Bu koy biraz daha sakin.
Ama bağlanılacak her yer dolu.
Alargada durmak isteyenler için de
tonoz atılmış ama onlar da dolu! Hadi
buyurun buradan yakın.
Derinliklere falan bakarak, kıçımızı
sokacak bir açıklık bulur muyuz
diye iyice sahile girince, yine
gençten bir oğlan koşarak geliyor.
Bir mendireğe, taşların üstüne
istersek kıçtankara olabileceğimizi
söylüyor, Hırvatça. Ama denizcinin
lisanı birdir nasılsa. Dediği doğru,
rüzgar sert ama koltukların olduğu
kıç taraftan gelecek, ön tarafta
tonozlara takmayacak şekilde kısa bile
olsa, azcık zincir döşesek burada zıpkın
gibi dururuz. Duruyoruz da nitekim, hatta
pasarellayı koyacak kadar yanaşıyoruz
mendireğe. Koltukları özellikle çapraz
alıyoruz ki kıçımız sağa sola esnemesin,
yoksa taşlardan tekine sürtmek işten
bile değil. Sonra tekneyi teslim ederken
anlat dur adamlara. Çok hoş bir koy. Bir
de minik marketi var. Bizim memlekette
olsa bakkal denmez, belki büfe falan
gibi bir şey. Ama 1-2 eksiğimiz alıyoruz
cidden. Akşam güneşinde mutlaka
tepeye çıkmamızı tavsiye ediyorlar,
Ömer Deniz ensemde tüm grup yukarı
yollanıyoruz. Süper manzara. Tüm
Kornati adaları ayağımızın altında.
Yemek rezervasyonu zaten iner inmez
yapılmıştı. İlk geceden tedbirliyiz, bu
sefer sadece balık ve salata, yanında
da Sarı zeybek. Onu haliyle tekneden
getirdik, yoksa nerede burada Zeybek
meybek. Servis eden kadıncağız ciddi
bir Alman terbiyesi almış belli ki,
neredeyse dayak yiyeceğiz “disiplinsiz”
davranışlarımız yüzünden. Yarın kalkınca,
50 şınav çekmezsek iyidir. Kahve haliyle
Türk Kahvesi… Gayet başarılı bir yemeğe,
200 euro muadili Kuna veriyoruz,
mantıklı. Ömer Deniz artık dayanacak
gibi değil, onu götürüp ben de yatıyorum.
3.Gün:
Bugünkü rota methini herkesten
duyduğumuz Telesnica Parkı!
Bulunduğumuz koy çok şirin bir yer.
Biraz mevsim dışı olduğu için kalabalık
değilmiş aslında, daha fazla kişi ve tekne
olurmuş. Hırvatistan adalarında çok
sık karşılaştığımız bir husus burada da
geçerli... Neredeyse her evin kendine ait,
tam evin önünde taştan elle yapılmış bir
kendi “özel” marinası var. Teknelerini
sanki garaj arabası gibi oralara park
ediyorlar. Sabah kahvaltısını bu sefer,
alışılmışın dışına çıkarak, bir önceki
gece kaldığımız lokantada
yapıyoruz. Matah bir şeyler değil, kahveçay ve poğaça-krvuasan vari bir şeyler
atıştırdık, kalktık. Koltuk halatlarını
çözmek üzere Evren’i bot ile sahilde
bırakıp, sonradan dönüp almak üzere
demire yollandık. Bu sayede yanaştığımız
yerden kolaylıkla çıktık. Korktuğumuz
gibi tonoza falan takmamışız. Yelkenle
koydan açık denize çıktık. Bütün
dergilerde-makalelerde gördüğümüz,
bu civarın en etkileyici manzarası,
haritadan anlaşıldığı kadarıyla Dugi
Otok adasının batı yakası. Nitekim
yaklaştıkça, günübirlik tur tekneleri de
sayıca artmaya başladılar. Doğrusu beni
o kadar da çok etkilemedi. Dalgalar daha
fazla kabarmadan, geri dönüp Telesnica
Koyuna girdik. Güneydeki iskelede tur
tekneleri bağlı, diğerleri tonozlarda
bağlanmış durumda. Bir tanesini seçip
bağlanmamızla, botla görevlinin gelmesi
arası en fazla yarım dakika! Gecelik 60
Euro istediler, biz uzun kalmayacağız
falan diye tüm dünyada geçerli pazarlık
mekanizmalarını işlettik, işe yaradı!
Birkaç saatliğine bağlı kalmamız, koya
çıkıp etrafı görmemiz ve hatta istersek
göle girmemiz karşılığında 30 Euro
verdik bir turuncu şamandıraya!
Tam tahmin ettiğim gibi hayal
ettiğimizden kötü çıktı, hele o göl! Bizim
belediye plajları gibi bir coğrafya. Halbuki
kuş uçuşu resimler ne kadar etkileyici.
Öyle olmasa bu tuzağa düşmezdik, bence
turizm itibarıyla çekilen fotoğrafların
kuş uçuşu çekilmesi ciddi bir aldatmaca
eğer pilot değilseniz ya da paragliding
yapmıyorsanız. Kabul Kornati Adalarının
gökyüzünden resmi çok güzel ama siz
onu üstündeyken ya da bir koyunda
demirdeyken görmüyorsunuz ki. Neyse,
burada çok da fazla oyalanmadan güzel
bir öğle yemeğini müteakiben demir alıp
kaçmaya karar verdik. İşin ilginci yarın 25
knot ortalamalı sert bir hava ihbarı var!
Bilmediğimiz coğrafya dert değil de bu
adamların ihbarları ne kadar doğru
çıkıyor acaba?
Ne yapsak ne etsek diye düşünürken,
sağ olsun imdadımıza Erhan yetişti.
NCP sorumlusu Denis ile yaptığımız
konuşmada benzer içerikler
taşıyınca, bu ada grubunda daha
fazla oyalanmak yerine en yakın
kara olan Biograd’a geçmeye karar
verdik. Yaklaşık 15 nm yol. Dert
değil. İyi işaretlenmiş Mala Proversa
geçidinden doğuya rota tuttuk. İlginç
bir coğrafya, çok sağlam akıntı var!
Sahildeki lokanta etkileyici, eğer
yolumuz uzun olmasaydı bir küçük mola
vermeye değer gibi geldi gözümüze.
Zut marinanın olduğu Zut Adası’nı pas
geçtik. Pasman adasına doğru yelken ve
motor seyre F