POWERBOATS&YACHTS MAGAZINE | Seite 129

belirtilmiş. Girişte tam karşımızda birçok motoryatın yanaştığı bir iskele var. Muhtemel gurme yer burası... Sağdaki iskelede ise birçok yelkenli var, oraya seyrediyoruz. Sahilden gençten bir oğlan gelip, buraya bağlanamayacağımızı hiç tonoz olmadığını bağırarak söylüyor. Allah-Allah, bu tiplere de kıl olurum. Biz deniz geçmişiz gelmişiz, adam diyor bana tonozum yok! Yoksa yok, senden tonoz mu istedik? Biz istersek nasılsa bağlanırız, sen hizmet vermek istemiyorsan onu söylesene açık açık! Neyse, sinirimizi daha fazla bozmaya gerek yok, hava da kararacak 1-2 saate kadar. Son alternatif olan Vrulje’ye yollanıyoruz. Bu koy biraz daha sakin. Ama bağlanılacak her yer dolu. Alargada durmak isteyenler için de tonoz atılmış ama onlar da dolu! Hadi buyurun buradan yakın. Derinliklere falan bakarak, kıçımızı sokacak bir açıklık bulur muyuz diye iyice sahile girince, yine gençten bir oğlan koşarak geliyor. Bir mendireğe, taşların üstüne istersek kıçtankara olabileceğimizi söylüyor, Hırvatça. Ama denizcinin lisanı birdir nasılsa. Dediği doğru, rüzgar sert ama koltukların olduğu kıç taraftan gelecek, ön tarafta tonozlara takmayacak şekilde kısa bile olsa, azcık zincir döşesek burada zıpkın gibi dururuz. Duruyoruz da nitekim, hatta pasarellayı koyacak kadar yanaşıyoruz mendireğe. Koltukları özellikle çapraz alıyoruz ki kıçımız sağa sola esnemesin, yoksa taşlardan tekine sürtmek işten bile değil. Sonra tekneyi teslim ederken anlat dur adamlara. Çok hoş bir koy. Bir de minik marketi var. Bizim memlekette olsa bakkal denmez, belki büfe falan gibi bir şey. Ama 1-2 eksiğimiz alıyoruz cidden. Akşam güneşinde mutlaka tepeye çıkmamızı tavsiye ediyorlar, Ömer Deniz ensemde tüm grup yukarı yollanıyoruz. Süper manzara. Tüm Kornati adaları ayağımızın altında. Yemek rezervasyonu zaten iner inmez yapılmıştı. İlk geceden tedbirliyiz, bu sefer sadece balık ve salata, yanında da Sarı zeybek. Onu haliyle tekneden getirdik, yoksa nerede burada Zeybek meybek. Servis eden kadıncağız ciddi bir Alman terbiyesi almış belli ki, neredeyse dayak yiyeceğiz “disiplinsiz” davranışlarımız yüzünden. Yarın kalkınca, 50 şınav çekmezsek iyidir. Kahve haliyle Türk Kahvesi… Gayet başarılı bir yemeğe, 200 euro muadili Kuna veriyoruz, mantıklı. Ömer Deniz artık dayanacak gibi değil, onu götürüp ben de yatıyorum. 3.Gün: Bugünkü rota methini herkesten duyduğumuz Telesnica Parkı! Bulunduğumuz koy çok şirin bir yer. Biraz mevsim dışı olduğu için kalabalık değilmiş aslında, daha fazla kişi ve tekne olurmuş. Hırvatistan adalarında çok sık karşılaştığımız bir husus burada da geçerli... Neredeyse her evin kendine ait, tam evin önünde taştan elle yapılmış bir kendi “özel” marinası var. Teknelerini sanki garaj arabası gibi oralara park ediyorlar. Sabah kahvaltısını bu sefer, alışılmışın dışına çıkarak, bir önceki gece kaldığımız lokantada yapıyoruz. Matah bir şeyler değil, kahveçay ve poğaça-krvuasan vari bir şeyler atıştırdık, kalktık. Koltuk halatlarını çözmek üzere Evren’i bot ile sahilde bırakıp, sonradan dönüp almak üzere demire yollandık. Bu sayede yanaştığımız yerden kolaylıkla çıktık. Korktuğumuz gibi tonoza falan takmamışız. Yelkenle koydan açık denize çıktık. Bütün dergilerde-makalelerde gördüğümüz, bu civarın en etkileyici manzarası, haritadan anlaşıldığı kadarıyla Dugi Otok adasının batı yakası. Nitekim yaklaştıkça, günübirlik tur tekneleri de sayıca artmaya başladılar. Doğrusu beni o kadar da çok etkilemedi. Dalgalar daha fazla kabarmadan, geri dönüp Telesnica Koyuna girdik. Güneydeki iskelede tur tekneleri bağlı, diğerleri tonozlarda bağlanmış durumda. Bir tanesini seçip bağlanmamızla, botla görevlinin gelmesi arası en fazla yarım dakika! Gecelik 60 Euro istediler, biz uzun kalmayacağız falan diye tüm dünyada geçerli pazarlık mekanizmalarını işlettik, işe yaradı! Birkaç saatliğine bağlı kalmamız, koya çıkıp etrafı görmemiz ve hatta istersek göle girmemiz karşılığında 30 Euro verdik bir turuncu şamandıraya! Tam tahmin ettiğim gibi hayal ettiğimizden kötü çıktı, hele o göl! Bizim belediye plajları gibi bir coğrafya. Halbuki kuş uçuşu resimler ne kadar etkileyici. Öyle olmasa bu tuzağa düşmezdik, bence turizm itibarıyla çekilen fotoğrafların kuş uçuşu çekilmesi ciddi bir aldatmaca eğer pilot değilseniz ya da paragliding yapmıyorsanız. Kabul Kornati Adalarının gökyüzünden resmi çok güzel ama siz onu üstündeyken ya da bir koyunda demirdeyken görmüyorsunuz ki. Neyse, burada çok da fazla oyalanmadan güzel bir öğle yemeğini müteakiben demir alıp kaçmaya karar verdik. İşin ilginci yarın 25 knot ortalamalı sert bir hava ihbarı var! Bilmediğimiz coğrafya dert değil de bu adamların ihbarları ne kadar doğru çıkıyor acaba? Ne yapsak ne etsek diye düşünürken, sağ olsun imdadımıza Erhan yetişti. NCP sorumlusu Denis ile yaptığımız konuşmada benzer içerikler taşıyınca, bu ada grubunda daha fazla oyalanmak yerine en yakın kara olan Biograd’a geçmeye karar verdik. Yaklaşık 15 nm yol. Dert değil. İyi işaretlenmiş Mala Proversa geçidinden doğuya rota tuttuk. İlginç bir coğrafya, çok sağlam akıntı var! Sahildeki lokanta etkileyici, eğer yolumuz uzun olmasaydı bir küçük mola vermeye değer gibi geldi gözümüze. Zut marinanın olduğu Zut Adası’nı pas geçtik. Pasman adasına doğru yelken ve motor seyre F