chart plotter bozulursa ciddi problem.
Bir de invertor aldık. Teknede aynı
bizdeki gibi standart ekipmanlar zaten
var. Bu konuda gayet profesyoneller
ve çok yardımcılar, bizim ekip olarak
tekneci olduğumuzu anlayınca, doğrusu
hoşlarına gitti.
Tipik marina işletmesi, bu tip yerlerden
1 haftalık seyahatin alışverişini bence
marina marketinden alınmaması
gerektiğini düşünürüm, keza
Hırvatistan’da da aynen geçerli. İlk gece
sırf bizi kurtarsın diye satın aldığımız
malzeme fiyatına neredeyse, bize bir
hafta yetecek malzemeyi, en yakın
büyük marketten taşıdık, neredeyse aynı
fiyata geldi. Teknede, Evren gibi yaratıcı
bir ‘chef de cuisin’ olunca insan cidden
dışardaki yemeği beğenmiyor! Nihal ve
Evren alışverişi tamamen üstlendi. Ben
tekne detaylarına konsantre oldum.
Marketten aldığımız plastik bardak ve
tabaklar oldukça kaliteli çıktı. Hem su
harcamasını çok azalttı, hem de bulaşık
derdinden kurtardı.
Cumartesi günü itibarıyla hava oldukça
sıcaktı, biz alışveriş merkezinden gelene
kadar millet teknede ciddi pişmiş. Bayağı
sabırsızdılar. Suyu doldurmuşlar, tekne
eksikleri tamamlanmış. Malzemeleri
yüklerken zaten marinadaki tekneler
üçer-beşer ayrılıyorlar marinadan.
Bu arada malzeme yüklemek de başlı
başına bir husus. Elden ele ediyoruz
biz. Ama asıl konu buzdolabına nasıl
yerleştirileceği. Biz şöyle yapıyoruz
mantık olarak, mümkün mertebe
soğuk şeyler alıyoruz hep. Mutlaka
buz. Bulunabilirse kalıp buz çok daha
uzun süre dayanıyor ama kötü tarafı
içilmeyen sulardan yapılıyor. Böyle
buz konulursa buzdolabı tahliyesini
açmamak gerekiyor. İçerde biriken
su ısı konservasyonunu maksimal
sağlıyor, dikkat edilecek husus, su
içinde koku yapacak malzemeleri aynı
yere koymamak. Meyveler, sebzeler,
yumurtalar falan hep diğer tarafa.
Buzdolabını dolu tutmak, ısı korunması
için önemli bir husus. Mümkün mertebe,
dolabı soğuk malzemeler ile dolu tutmak
lazım. Akülerin durumunu bilmiyoruz
ama voltmetre güvenilir gibi. Gerekirse
akşamları kapatabiliriz. Zaten nispeten
soğuk bir iklimden bahsediyoruz. Her
şeyi koyduktan sonra, çok da vakit
kaybetmeden yola çıkmaya karar
verdik. Rüzgar pek yok, ekip zaten iyi,
pontonlar Ataköy veya Turgutreis Marina
gibi parmak pontonlardan oluşuyor.
Çıkışı kolay. Çift dümenli Dufour 455 ile
kolaylıkla çıktık. Rota 1,5-2 saatlik yolda
yakın adalar. Zaten uzak dediklerimiz 20
mil yolda falan. Sibenik şehri (Şibenik
olarak okunuyor) civarın önemli ve güzel
bir şehri. Ancak ona uğramadan direkt
açık denize çıkacağız. Ante kanalı denilen
dar bir kanalla çıkış yapılıyor, neredeyse
birkaç yüz metre genişliğinde bir
kanaldan geçiliyor, gayet iyi işaretlenmiş.
Açık denizde, bir adadan oluşan büyük bir
kale ile korunuyor, belli ki tarihte önemli
roller üstlenmiş.
Her yer ağaçlarla çevrili, balıktan
zengin bir coğrafyadayız, olta suda.
Etrafımız yelken yapma sevdasıyla suya
salınmış yelkenlilerle dolu. İlk durak
sırf merak itibarıyla, Zlarin. Küçük bir
liman, çok beğenmedik, yola devam.
Nispeten kuzeyde gitmek istediğimiz
rotada, harika bir rüzgarla ilerliyoruz.
Teknemiz gayet performanslı bir tekne,
Dufour genel olarak beğendiğimiz bir
marka. Model itibarıyla Grand Soleil
tarafından üretilen bir seri. Zaten bir
diğer alternatifimiz GS 46 idi. Daha
performanslı, ancak nispeten kullanımı
zor. GS’lerin benim gördüğüm en büyük
eksikliği boyuna göre küçük bir kokpiti ve
birçoğunda olmayan ve ya varsa da çok
yetersiz bir kokpit masası gerçeği! Yoksa
performans itibarıyla Dufour’lardan bir
düzey ilerde olduğu kesin, yalnız fiyatı
da aynı oranda pahalı. Biz her şey dahil
Dufour 45 için 2900 euro ödedik, GS olsa
idi 3400 euro istenecekti.
ŞUBAT - MART 2014 POWERBOATS&YACHTS
dergi.indd 125
125
7.02.2014 00:55