Kitap Tahlili: Mavera
Tahir Ceyhun Yıldız
Beyoğlu, Tarlabaşı Semti’nin günâha, haramlara, kötülüklere yuva
olmuş sokaklarında bir ev yangınıyla başlamış yazar eserine. Evi yanan
Mirac, Mirac’ın dünyada yalnız ve çâresiz kalışı, sonra fark etmeden
gurbetçi bir âileye yardımını anlatıyor. Bu yardımla hayatı büsbütün
değişen Mirac’ın, hayat şartlarının yükselmesiyle bambaşka bir
imtihânı başlayacaktı. Küçük yaşında bir câmiî ihtiyârının câmiîde onu
tartaklaması ile başlayan kopuş, eserde tamamlanıyor ve eserin
ortalarında kopuş tamamlandıktan sonra bir tecdîd yaşanıyor Mirac’da
ve âkıbinde koptuğu her şeye bağlılık inşâ ediliyor. Mîrac için acılı,
korkulu oluyor ama bir musibet, bin nasihatten iyidir. İyi gününde ve
kötü gününde Mirac’ın yanında tek kişi vardı: Necdet. Eee; dostsuz
olmaz. Ne demiş büyükler:
“Evvel refik, bâde’t-tarîk” Yani önce dost, sonra yol”
Eseri "biricik"yapan ise; şüphesiz tasavvufî yanı… Eserde çizilen bir
mürşid portresi var ki; kavli, ahvâli, sîreti, nazarı hatta salt varlığı
insana kendi mürşidini anımsatıyor. Kitabı okudukça özlemimizi
artıran, okudukça bu dünyadan koparıp; ötelere bağlayan yanıdır bu
denli sevmemize vesîle… Öte demişken; belki merak edenleriniz
vardır. Mâvera’nın lugât anlamı; bir şeyin ötesinde, arkasında bulunan
demek… Evet kitap çok şeylerden koparıyor ve çok ötesinin kapılarını
aralıyor.
Eserde dünyevî sevgi ve uhrevî sevgi bir arada… Bir tarafta uhrevî
sevgiyi bitirmeye çalışan dünyâ harisleri, bir yandan dünya sevgilerine
hiç tamâh etmeyen uhrevînin delileri…