Ocak 2019 ocak2019 | Page 114

Şeyhim, Yoldaşım ve Ben Büşra Nur Yılmaz Aradan iki gün geçmişti. Yatsıdan sonra konaklardık sabah namazı kılar kılmaz yola revan olurduk. Üçüncü günün sabahında yine nereye gittiğimizi bilmeden yalnızca yürüdük. Daha sonra öğrenecektim ki Derviş Efendi hiç de avare yürümezmiş ben öyle sanırmışım. Vakit ikindiye yaklaşıyordu. Ben artık yorulmuştum. Öğle vakti abdest alıp namaz kılacak kadar bir vakit durduk. O saatten beridir yoldaydık. Seslensem: ‘’ Hu hu Derviş Efendi bacaklarından derman da mı kesilmez ?’’ desem… İçimden bu nidayı geçirince tebessüm etmekten kendimi alamadım. O beni duymaz ki, duysa da benim ona dediğim gibi duymaz. Öyle sanırmışım yani ve yine çok sonra öğrenecektim Derviş Efendi Allah namına yürürmüş. Her adımında Allah’ın bir adını zikreden bir kalp hiç yorulur muymuş? Yorulmadı Derviş Efendi ben de yol boyunca ona, ona verilen bu teslimiyete gıpta ede ede takip ettim onu. Üç günün sonunda en fazla dört beş haneli bir köye vardık. Evler sanki ayakta zor duruyor gibiydi. Belli fakir fukaranın meskeniydi burası. Derviş Efendi doğruca insanlara gitti. Onu işi insan ileydi. Gördüğü herkese Allah adını tebliğ etti. Lakin o kadar güzel konuşuyordu ki namı kısa sürede yayıldı, civar köylerden de gelmeye başladılar. İnsanlara yaratıcılarının güzelliğini, merhametini anlattı. Önce ‘’yakar’’ demedi, ‘’esirger’’ dedi. ‘’Her hayr onun adıyladır.’’dedi. Dedi ve yaşadı. Pirupak bir güzelliği, bir rahmeti öğretti onlara. Aklıma o an Mus’ab Bin Ümeyr Efendim geldi.