Şeyhim, Yoldaşım ve Ben
Büşra Nur Yılmaz
Şeyhim anlatmış idi onun İslam’ın ilk öğretmeni olduğunu.
Hamdolsun İslam’ın öğretmenleri hala Okçular Tepesinde
beklemekteler. Müslüman bir delikten iki kere sokulmayandı.
Allah’ın izniyle boş kalamayacak Okçular Tepesi. Ben kendi kendime
bunları düşünürken Derviş Efendi yavaş yavaş vedalara başladı. Her
ne kadar ısrar etseler de o daha çok insana ulaşmalıydı. Tohumu
ekti, can suyunu verdi gerisi ise kulun gayreti Allah Teâlâ’nın
takdiriydi. Kalanlar gideni Allah’a ısmarladı, giden kalanları Allah’a
emanet etti. Geldiğimiz yer yol idi gittiğimiz yer yine yol oldu.
Böylece gide vara, kâh konaklaya, kâh yollara düşe iki ayı ardımızda
bırakmıştık. Birçok insan gördük, Derviş Efendi çok kimseye tebliğ
etti. Allah ondan razı olsundu. Ama son günlerde onu bir başka
görmeye başlamıştım. Sanki bu hâl bir başkaydı işte. Sonra anladım
ki meğer vazife bitmiş. Hem şeyhimin verdiği vazife hem de
Rabb’imin verdiği vazife. Secdelerinde daha uzun kalmaya başladı,
elleri artık semaya daha da yakındı. Burası Dünya burada çok
kalınmaz derdi şeyhim. Şeyhimin iman terbiyesiyle, güzel ahlak
makasıyla Derviş Efendi’ye biçtiği yamalı hırka onun bu dünyaya ait
yegâne mirasıydı. O ardında ona her dem hayır dua edecek
gönüller bıraktı. Hem ne diyordu Yunus Emre Efendim: ‘’Ben
gelmedim davi için / Benim işim sevi için / Gönüller dost evi için, /
Gönüller yapmaya geldim.’’ Bu dünya’ya aldanmayanlar ne ev, ne
bağ, ne bahçe değil gönüller yapıp gittiler.