Emine Seçeroviç (Kaşlı) ile Söyleşi
Hasna Para
Benimle paylaşılan dondurmalar, okulumda bana taşımam için verilen
Türk bayrağı, çocukların beni oyunlarına dahil etmesi gibi şeylerdi.
Mesela, özel okula gittim. Ama hiç para vermedim, devlet karşıladı.
Oradaki çocukların maddi durumu benimkinden hayli hayli iyiydi. Ama
bunu bana hiç hissettirmediler. Bana “öteki, başka, farklı” muamelesi
yapmadılar. Devlet sayesinde de okula gidebildim ve savaştaki gibi
bomba seslerini değil, flüt seslerinin de olduğu okulların olduğunu
gördüm. Bunlar, hayata dair bir umudu kalmamış çocukların
umutlarına tekrar kavuşmalarını sağlayan küçük adımlardır.
Ben Türkiye’de hayatın güzel olabileceğini, insanlığın hala var
olduğunu ve de Bosna’nın ne kadar sevildiğini gördüm. Mülteci olarak
geçirdiğim bu iki yıl beni tekrar hayata bağladı ve savaşın izlerini az da
olsa atlamamda yardımcı oldu.
Türkiye'nin en çok neyini seviyorsunuz?
Kesinlikle vatan, bayrak sevgisini. Tabi ki bunun yanında simitini,
künefesini, lahmacununu da sayabilirim. Şehrin bir ucundan başlayan
öbür ucunda biten ezanlarını hele çok severim. Özellikle sabahları.
Ama kendi toprağımda vatan mücadelesini en zor şartlarda yaşadığım
için vatan ve bayrak sevgisi çok ayrı yerde. Belki de Türkiye’de yaşayan
insanlardan çok, bunun değerini daha iyi görebiliyorum dışarıdan.
Bizim hem vatanımız elimizden alınmaya çalışıldı, bir şekilde bölündü
diyebiliriz. Bayrağımız değiştirildi, milli marşımız değiştirildi. Gerçekten
kalpten sevdiğiniz, sahiplendiğiniz bir bayrağınızın olması çok değerli.
Türkiye’de attığınız her adımda bir bayrak dalgalanıyor. Şunu da açıkça
diyebilirim; Üniversite’yi okumak için Türkiye’de geçirdiğim dönemde,
ben vatan ve bayrak nasıl sevilir öğrendim.