Muğla Anadolu Lisesi Genç Kalemler Kulübü-PIRILTI DERGİSİ pırıltı 2018 | Seite 64
vermemiştik. Çoğunluk, savaşın en acımasız günlerinde
ilçeden kaçmıştı. İl merkezine gidişimizin ilk günlerinde biraz
utanmıştım. En çok da annemle babamın, ‘Biz daha önce
buraya taşınmamakla hata ettik.’ sözleri beni üzen olmuştu.
Sonraki günlerde babamın arkadaşı olan ağabeyin bizi
götürdüğü halı saha maçları, kötü hislerden azıcık
uzaklaşmamı sağlamıştı. Savaşın şiddetinin biraz azaldığını
duyunca ilçeye döndük. Aslında savaşın şiddetinin azalması,
bahanemiz olmuştu. Annem, her akşam bu insanlara yük
olduğumuzu söylüyordu. Böyle olunca orada daha fazla
kalamadık. Zaten okulların yeniden açılacağını öğrenince geri
dönmeye mecbur kalmış olduk. Döndüğümüzde nefret edilen
seslerin azalmış olması, biraz olsun sevince yol açtı. Fakat
okullar kapandığında ve yaz tatiline girildiğinde, burada
yaşadıklarımızın etkisinin geçmediği anlaşılmıştı. Gidecek
miydik? Yani burayı tamamen geride bırakacak mıydık? Daha
mantıklı olan soru şuydu: Gitmeli miydik? Bu soruya
verilecek cevap belliydi, kesinlikle gitmeliydik. Memlekete,
güvenli bir yere tayin istemeliydik. Böylece akrabalarımızdan
uzak yaşamaktan da kurtulacaktık. Ama ya burası… Annem
ile babam, burada tanışmışlardı. Evlenmeye burada karar
vermişlerdi. Burası ilk görev yerleriydi. Başta hiç kimse,
onların burada on üç yıl öğretmenlik yapacağını
kestirememişti. Kendileri de dâhil. Fakat şansları yaver
gitmemiş, bir türlü memlekete dönememişlerdi. Birkaç yıl
geçince ben doğmuştum. Artık aile olma süreci
tamamlanmıştı. Kardeşlerimin ilk üç yılının da burada
geçmesi, bu ilçenin hayatımızın dönüm noktası hâline
gelmesini sağlamıştı ancak savaşın yaşattıkları ve aklımızdan
hiç çıkmayan o korkutucu seslerin bıraktıkları, buradan
ayrılmamız gerektiği kanısını güçlendiren etkenlerdi. O yılın
sonunda istediğimiz tayin, annem ve babamın on üç yılını,
benim on yılımı, kardeşleriminse üç yılını geçirdiği yerin