Muğla Anadolu Lisesi Genç Kalemler Kulübü-PIRILTI DERGİSİ pırıltı 2018 | Página 63
yüzünden kütüphaneye mermi isabet etmişti. Kültür yuvasını
savaş alanına çevirenler, insanı kendinden soğutan seslerine
devam ediyordu. Diğer okullardaki bir öğrenci ile öğretmen
yaralanmıştı. Babam, odasında bir idareciyle otururken
ayağının yanına düşen keleş mermisi, bir ya da iki metre yana
doğru gelmiş olsaydı, ailem de savaş kurbanı olacak ve bu
olayı her hatırladığımda ağlayacaktım.
Savaş, sürekli sayılabilecek biçimde olan bir olasılıklar
silsilesiydi. Bu silsile, içine beni de dâhil edince olay
garipleşiyordu. Tuttuğum takımı övüp o haftaki
performansından dolayı arkadaşlarıma hava atacakken,
kendimi odaya saklanmış, bir köşeye sinmiş, korkuyla duyulan
o nefret ettiğim sesleri dinlerken buluyordum. Yaşıtlarım da
aynı durumu yaşamak zorundaydı. On yılımı geçirdiğim,
gözlerimi bombaları ve silahları bulanların dünyasına açtığım
o yer, artık kaçma hevesiyle dolu olunan bir toprak yığınıydı
benim için. Anne-babamın memleketine doğru(güvenli yerler
olduklarını biliyordum) koşma arzusu yüreğimi kaplamıştı.
Ama yemeklerini kaybetme korkusu, biraz engelliyordu
bütünüyle çocuksu ruhumu. Yöre mutfağına kendimi o kadar
çok kaptırmıştım ki sanki başka yerlerde güzel yemekler
yokmuş gibi bir sanı içindeydim. Bu ruhtan ayrılmaktan da
çekiniyordum bir yandan. Belki de beni ben yapan burasıydı.
Tabii bütün bunları kelimelere dökebilecek kabiliyete
ulaşmama daha çok vardı.
Evimizin duvarlarına(özellikle üst kata) mermilerin isabet
ettiğini ve bazı izler oluşturduğunu görmek, bizi daha da
endişeli bir duruma sokuyordu. Annem ve babam, kardeşlerim
için; bense sadece kardeşlerim için endişeleniyordum.
Kısacası, onların henüz küçücük olmaları, gitme
zorunluluğuna yol açıyordu. Dediğim gibi, tek sebep bu
olmasa da en güçlü etkendi. O sıralarda il merkezindeki bir
arkadaşta kalmayı kararlaştırdık. Bu kararı sadece biz