Muğla Anadolu Lisesi Genç Kalemler Kulübü-PIRILTI DERGİSİ pırıltı 2018 | Page 62
Öğretmenevinin yaşadığı büyük sıkıntılar, bölgeye tayin olan çiçeği burnunda öğretmenlerin canını sıkıyordu. Bu genç öğretmenler, savaş mağduru öğretmenevinden kaçıp evleri biraz daha merkezde kalan meslektaşlarına ya da yardımsever halka sığınıyorlardı.
Bir düşünün, okula gidiyorsunuz. Eğitim almaya … Daha ilk eğitiminiz: Anaokulu … Oyuncaklar, arkadaşlar, büyük sınıfların imrenerek baktığı terlikle gezilebilen halılı sınıflar...‘ Herkes anaokulunda kalmak ister.’ algısı yerle bir oluyordu. Savaşa tanıklık etmiş küçücük çocuklar, anaokuluna özlemle dönüp bakamayacaktı. Çünkü onlar, teneffüste oyun oynarken bomba sesleriyle sınıflara kaçan çocuklardı. Evet, onlar, annemin öğrencileriydi. Zaten çoğunluk korkuyor, okula annemin sınıfından yaklaşık beş kişi geliyordu. O kadarcık çocuğu bile korkutabilen şu sesleri kim severdi ki? Bu sesler neden vardı? Bu sesleri çıkartan o korkutucu şeylerin bizzat bizler tarafından yapıldığını ve kullanıldığını o zamana kadar hiç düşünmemiştim. Bunu öğrenince ve ne kadar gereksiz olduğunu anlamaya başlayınca kendimden utanmıştım.
Bölgede çocukluk, bataklığı andıran bir hâl almıştı. Başka yerlerde gülüp eğlenen yaşıtlarımız olduğunu bilmek dahi inanılmaz bir etki gösterirdi daha hayata yeni girişen bizlerde. Bu ortamda doğan bebekler,‘ hastaneye bomba düşebilir!’ tehlikesine maruz kalarak doğmak zorundaydı. Bölgedeki kitap okuma oranının düşüklüğü apaçık ortadaydı. Hatta okuma-yazma istatistikleri bile bulunduğumuz dönemin şartlarına göre az sayıda kalıyordu. Arkadaşlarımdan bazılarının ana-babası okuma-yazma bilmiyordu. Dedeleri ve ninelerini açıklamaya dahi gerek yoktu. Böyle bir vaziyette yaşanan bu yerdeki okulların kütüphaneleri, aynı zamanda toplantı odası olarak kullanılıyordu. Hâl, bu kadar vahimken, bir de bu savaş belası
Öğretmenevinin yaşadığı büyük sıkıntılar, bölgeye tayin olan çiçeği burnunda öğretmenlerin canını sıkıyordu. Bu genç öğretmenler, savaş mağduru öğretmenevinden kaçıp evleri biraz daha merkezde kalan meslektaşlarına ya da yardımsever halka sığınıyorlardı.
Bir düşünün, okula gidiyorsunuz. Eğitim almaya … Daha ilk eğitiminiz: Anaokulu … Oyuncaklar, arkadaşlar, büyük sınıfların imrenerek baktığı terlikle gezilebilen halılı sınıflar...‘ Herkes anaokulunda kalmak ister.’ algısı yerle bir oluyordu. Savaşa tanıklık etmiş küçücük çocuklar, anaokuluna özlemle dönüp bakamayacaktı. Çünkü onlar, teneffüste oyun oynarken bomba sesleriyle sınıflara kaçan çocuklardı. Evet, onlar, annemin öğrencileriydi. Zaten çoğunluk korkuyor, okula annemin sınıfından yaklaşık beş kişi geliyordu. O kadarcık çocuğu bile korkutabilen şu sesleri kim severdi ki? Bu sesler neden vardı? Bu sesleri çıkartan o korkutucu şeylerin bizzat bizler tarafından yapıldığını ve kullanıldığını o zamana kadar hiç düşünmemiştim. Bunu öğrenince ve ne kadar gereksiz olduğunu anlamaya başlayınca kendimden utanmıştım.
Bölgede çocukluk, bataklığı andıran bir hâl almıştı. Başka yerlerde gülüp eğlenen yaşıtlarımız olduğunu bilmek dahi inanılmaz bir etki gösterirdi daha hayata yeni girişen bizlerde. Bu ortamda doğan bebekler,‘ hastaneye bomba düşebilir!’ tehlikesine maruz kalarak doğmak zorundaydı. Bölgedeki kitap okuma oranının düşüklüğü apaçık ortadaydı. Hatta okuma-yazma istatistikleri bile bulunduğumuz dönemin şartlarına göre az sayıda kalıyordu. Arkadaşlarımdan bazılarının ana-babası okuma-yazma bilmiyordu. Dedeleri ve ninelerini açıklamaya dahi gerek yoktu. Böyle bir vaziyette yaşanan bu yerdeki okulların kütüphaneleri, aynı zamanda toplantı odası olarak kullanılıyordu. Hâl, bu kadar vahimken, bir de bu savaş belası